özel hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özel hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2019 Cumartesi

TÜRK TİCARET HUKUKU-11




                      ADİ ŞİRKET

                 1. ADİ ŞİRKETİN TANIMI ve UNSURLARI


       A) TANIMI : TBK md. 620, f-1 'e göre iki veya daha fazla kişinin herhangi bir şekle tabi olmayan bir sözleşme temelinde ortak bir amaca ulaşmak için mal veya emeğini bir araya getirmeleriyle oluşan ortaklıktır.

      B) UNSURLARI :

         1. ORTAKLAR ; Adi şirket iki kişi ile kurulur. Ortaklar gerçek kişi veya tüzel kişi olabilir. Gerçek kişilerin tam ehliyetli olması gerekir. Eğer tam ehliyetli değillerse, yasal temsilcilerinin izni gerekir.
Adi şirkette ortak sayısının üst sınırı yoktur. Bundan dolayı, çok sayıda kişi adi şirkete ortak olabilir. Ancak adi şirket şahıs ortaklığı olduğu için ortaklık ilişkisinin tesisi ve ortaklığın işleyişi karşılıklı güvene dayanmaktadır. Bu  nedenle uygulamada ortak sayısı üç veya dördü pek de aşmaz.

         2. SÖZLEŞME ; Adi şirket şekle tabi olmayan bir sözleşme ile kurulur. Buna göre sözlü veya yazılı şekilde yapılabilir. Kanun bu konuda belirli şekil şartı öngörmemiştir.Ancak şirkete taşınmaz veya motorlu taşıt gibi devri şekle tabi olanlar sermaye olarak konuluyorsa resmi yazılı şekil gerekebilir.

         3. SERMAYE ; Adi şirkete ortaklar mal veya emeğini sermaye olarak getirirler. Sermaye niteliği konusunda adi şirketlerde bir sınırlama yoktur. Ortakların hangi miktar veya oranda sermaye getireceği sözleşmede belirtilmemişse her bir ortak eşit miktarlarda sermaye getirmek zorundadır.
Ortaklar şirkete koydukları malvarlığı değerleri üzerinde, tek başlarına sahip oldukları mülkiyet gibi hakları yitirirler ve sermaye olarak konulan varlıklar tüm ortaklara ait olur. Bu elbirliği ortaklığıdır.

         4. AMAÇ ve KONU ; TBK, adi şirketin ortak bir amaca ulaşmak için kurulacağından md.620 bahsetmektedir. Adi şirket bir ortaklık olduğu için bu amaç her zaman iktisadidir.

         5. ORTAK ÇALIŞMA İRADESİ ; Bu unsur ortak amaç uğruna birlikte çabadır. Ortaklar ortak amacın gerçekleşmesi uğruna güçleri oranında belli bir çaba sarfetmelidirler. Bunun devamında da ortaklar şirketle rekabet yapamazlar ve şirkete karşı sadakatli davranmalıdır.

                   2. ADİ ŞİRKETİN KURULUŞU

Adi şirketlerin kuruluşu herhangi bir şekle tabi değildir. Kurucular adi şirketi ister sözlü ister yazılı bir sözleşmeyle kurabilirler. Adi şirketin kuruluşu sonucunda herhangi bir tüzel kişilik ortaya çıkmaz.
Adi şirket tüzel kişi olmadığı için hak ve borçların sahibi olamaz; ortaklar hak ve borç sahibidir. Adi şirketin hak ve fiil ehliyeti yoktur.
Sermaye olarak getirilen değerler ve sonradan elde edilenler ortakların elbirliği mülkiyetinde kalır. Şirket malları üzerindeki tasarruf işlemleri bakımından ortaklar birlikte hareket etmek zorundadır.
Ticari işletme işleten adi şirketlerde her bir ortak tacir sıfatını kazanır TTK md.12, f-1. Bunların ticaret siciline kaydı gerekir. Adi şirketin kendisi iflasa tabi değildir, şirket borçlarından dolayı ortaklar ayrı ayrı iflasa tabidir TTK md. 18 f-1.

                    3. ADİ ŞİRKETİN İŞLEYİŞİ

          A. İÇ İLİŞKİ (ORTAKLAR ARASI İLİŞKİLER)

      1. ŞİRKETİN YÖNETİMİ ; Adi şirkette  şirketi yönetmek her bir ortak için hem hak hem görevdir. Kural olarak her bir ortak şirket işlerinin görülmesi bakımından yöneticidir. Yönetim görevi ortaklık sözleşmesi veya ortaklar arasında alınacak bir kararla ortaklardan bir ya da birkaçına veya dışarıdan birisine verilebilir.

     2. ORTAKLARIN HAKLARI ve BORÇLARI ;

           a) SERMAYE KOYMA BORCU : Para ile ifade edilen her şey adi şirkete sermaye olarak konulabilir. Her bir ortak belli bir sermaye getirmek zorundadır. Aksine hüküm yoksa, sermaye payları şirketin amacının gerektirdiği önlem ve nitelikte ve birbirine eşit olmalıdır.

           b) KAR HAKKI ve ZARARA KATILMA BORCU : Tüm ortaklar kar ve zarara katılırlar. İç ilişkide geçerli olmak üzere, emeğini ortaya koyan ortağın zarardan muaf tutulması mümkündür.Ancak ortakların bu konuda anlaşmış olmaları gerekir.Dış ilişkideyse iç ilişkide ki anlaşma şirket alacaklılarını bağlamaz.
Kar ve zararın nasıl dağıtılacağına dair sözleşmede bir açıklık yoksa veya bir hüküm yer almıyorsa ; her ortak, koydukları sermaye miktarı veya oranına bakılmadan kar ve zarara katılır.

           c) DENETLEME HAKKI : Her bir ortağın şirketi denetleme hakkı vardır .

           d) REKABET  YASAĞI : TBK md. 626' ya göre ortaklar, şirketin amacıyla bağdaşmayan veya ona zarar veren işleri kendi adlarına veya başkaları hesabına yapamazlar.
Rekabet yasağı hem yönetici hem de yönetici olmayan ortaklar bakımından geçerlidir.
Ortağın rekabet yasağını ihlal etmesi halinde şu üç yola başvurabilir.

  • Bu davranıştan kaynaklanan zararın karşılaşmasının talep edilmesi,
  • İşin şirket hesabına yapılmış sayılması veya elde edilen menfaatin şirkete verilmesinin istenmesi,
  • Haklı sebep oluşturuyorsa mahkemeden şirketin feshinin talep edilmesi.


      3. ORTAKLAR ARASINDAKİ DEĞİŞİKLİKLER ;

Adi şirkete ortaklar arası değişikliklerin tümü oy birliği ile karar alınmasına bağlanmıştır. Ortağın ortaklıktan ayrılması da aynı şekilde oy birliğini gerektirir.
Ortağın payını devretmesi için ortak veya üçüncü kişi ile sözleşme yaması halinde, bu sözleşmeye kalan ortakların da onay vermesi gerekir.Aksi halde devir diğer ortaklar hakkında geçerli olmaz. Bu durumda devralan, şirkete karşı ortaklık sıfatını kazanamaz. Devir sadece devreden ve devralan arasında geçerli olur.
Sözleşmede şirketin diğer ortaklarla devam edeceğine ilişkin bir hüküm bulunması koşuluyla, bazı istisnai durumlardan biri gerçekleştiği zaman ortağın veya temsilcinin ya da ölen ortağın mirasçısının şirketten çıkabileceği veya diğer ortaklar tarafından, yazılı olarak yapılacak bir bildirimle şirketten çıkarılabilecektir.

  • Bir ortağın fesih bildiriminde bulunması,
  • Kısıtlanması,
  • İflası,
  • Tasfiyedeki payının cebri icra yoluyla paraya çevrilmesi,
  • Ölmesi.
Bir ortağın şirketten çıkması veya çıkarılması durumunda payı, diğer ortaklara payları oranında kendiliğinden geçer.
Çıkan veya çıkarılan ortağın tasfiye payı, ortaklık sıfatının sona erdiği tarih itibarıyla, mali işlerde uzman bir kişiye hesaplattırılır. Tarafların uzman kişi üzerinde anlaşamamaları durumunda bu kişi hakim tarafından atanır.
Ortaklık sıfatının sona erdiği tarihte, şirketin malvarlığı, borçlarını karşılamaya yetmezse, çıkan veya çıkarılan ortak, payına düşen borç tutarını, zarara katılmaya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara ödemekle mecburdur.
Çıkan veya çıkarılan ortak, ortak olduğu dönemde henüz sonuçlanmamış olan işlerden doğan kara veya zarara katılır. Ortaklık sıfatı sona eren kişi, o hesap yılı sonu itibarıyla, tamamlanmış olan işler sebebiyle varsa ortaklıktan kendisine düşecek kar payını devam eden işler hakkında da gerekli bilgiyi isteme hakkına sahiptir.

          B. ADİ ŞİRKETİN ÜÇÜNCÜ ŞAHISLARLA İLİŞKİLERİ ( DIŞ İLİŞKİ)

       1. ŞİRKETİN TEMSİLİ ;

Adi şirket tüzel kişiliğe sahip olmadığı için organları yoluyla temsili söz konusu olmaz. Adi şirketi üçüncü kişilere karşı ortaklara karşı temsil eder ve kural olarak tüm ortaklar tek başına temsile yetkilidir. Sözleşmeyle temsil yetkisi ortaklardan bir ya da birkaçına bırakabilir.
Kendisine yönetim görevi verilen ortağın, şirketi veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisi var sayılır.
Kural olarak temsilci sadece olması beklenen işler için tek başına temsile yetkilidir. Olağanüstü işlerde  tasarruf işlemlerine ilişkin yetkinin, bütün ortakların oybirliği ile verilmiş olması ve yetki belgesinde bu hususun açıkça belirtilmiş olması icap eder.
Doğrudan temsilde, şirketi temsile yetkili ortak ya da ortaklar işlemi şirket adı ve hesabına yaptığını karşı tarafa açıkça bildirirse veya durumun gereği ve özelliklerinden şirket adı ve hesabına hareket ettiği anlaşılıyorsa söz konusu işlemden doğan hak ve borçlar şirkete aittir. Yani şirket bağlıdır ve ortakların tamamı üzerinde etki doğurur.
Dolaylı temsildeyse, adi şirketi temsil eden ortak ya da ortaklar şirket ad ve hesabına hareket ettiğini işlemin karşı tarafına bildirmez. Temsilci ortak daha sonra bu işlemden doğan hak ve borçları şirkete devreder ve böylece işlem adi şirketi temsilen yapılmış gibi kabul edilir. Temsile yetkisiz ortağın yaptığı işlemle şirketin bağlı olabilmesi için, bu işleme onay verilmesi gerekir. şirket onay vermişse yapılan işlemden doğan hak ve borçlar şirkete ait olur. Şirket onay vermezse işlemin karşı tarafı da işlemle bağlı olmaz. Ama işlemin karşı tarafının uğradığı zarardan yetkisiz temsille işlem yapmış olan ortak sorumlu olur. Şirketin bu durumda herhangi bir sorumluluğu doğmaz. 

       2. ORTAKLARIN SORUMLULUĞU ; 

Ortaklar şirket borçlarından birinci derecede, şahsen, zincirleme borç ve tüm malvarlıkları ile ve sınırsız sorumludurlar. Ortakların hiç birinin sorumluluğu alacaklılara karşı ortadan kaldırılamaz veya sınırlandırılamaz.
Haksız fiillerden kaynaklanan borçlarda adi şirket ortaklarının müteselsil sorumluluğu (zincirleme borç sorumluluğu)  yoktur. Her bir ortak kendi yapmış olduğu haksız fiilden kural olarak tek başına sorumlu olur.

     4. ADİ ŞİRKETİN SONA ERMESİ 

Adi şirket kanunda öngörülen sona erme nedenlerinden birisinin ortaya çıkmasıyla sona erer.

          A. SONA ERME NEDENLERİ

                1. İRADİ OLMAYAN SONA ERME NEDENLERİ ; Ortak amacın elde edilmesi halinde şirket sona erer. Amacın gerçekleşmesi nedenine dayalı sona erme geçici işler için kurulan adi şirketlerde söz konusu olur.

  • Amacın gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesi halinde de adi şirket son bulur. 
  • Ortaklardan birisinin ölümü, adi şirketi sona erdirir.
  • Ortağın payına haciz koydurmak şirketin sona ermesine yol açar.
  • Ortağın iflası halinde ortağın tüm malvarlığı hakları paraya çevrilerek alacaklılarına ödenmek üzere iflas masasına girer.
  • Adi şirket ortağı kısıtlanarak ehliyetsiz hale gelmişse adi şirket ilişkisi son bulacaktır.
  • Adi şirket belli bir süre için kurulmuşsa, belirlenen sürenin dolmasıyla adi şirket ilişkisi kendiliğinden sona erer.


               2. İRADİ SONA ERME NEDENLERİ ; Ortaklar aralarında oybirliği ile şirkete son verebilirler. Yalnızca ortaklardan bir ya da bir kaçının isteği ile değil tamamının karar alması ile olur.


  • Ortaklardan birisinin feshi ihbar ederek adi şirket ilişkisini sona erdirebilmesi için şirketin süreli ya da süresiz olarak kurulduğuna bakmak gerekir.
  • Adi şirket belli bir süreliğine kurulmuşsa, ortaklardan birisinin feshi ihbar edebilmesi için şirket sözleşmesinde bu konuda açık bir hükmün olması gerekir.
  • Adi şirket belirsiz süreliğine kurulmuşsa, her ortağın feshi ihbar hakkı vardır ve bu hak ancak altı ay önceden kullanılabilir.
  • Şirket hesapları yılsonu itibarıyla yapılıyorsa fesih ancak yıl sonunda hüküm ifade etmek üzere o yılın Haziran ayı sonuna kadar istenebilir.
  • Haklı sebebin varlığı halinde ortaklardan birisinin müracaatı üzerine mahkemece adi şirketin sona ermesine karar verilebilir. Haklı sebebin ne olduğuysa kanunda açıklanmamıştır. Karşılıklı güveni sarsacak hallerin ortaya çıkması, ortakların borç ve yükümlüklerini yerine getirmemesi durumunda ortaklardan birinin şirket varlıklarını zimmetine geçirmesi, ortak amacın gerçekleşmeyecek olmasının anlaşılması gibi durumlarda haklı sebep teşkil edecektir. Dayanılan nedenin haklı sebep teşkil edip etmediğine mahkeme karar verecektir.


         B. TASFİYE 

 Tasfiye, şirket mevcutlarının paraya çevrilerek borçların ödenmesi ve  geriye kalan değerlerin ortaklara arasında paylaştırılması işlemleri ve sürecidir.
Tasfiyenin yapılabilmesi için ilk önce tasfiye memurlarının belirlenmesi lazımdır. Tasfiye memurları bir ya da birden fazla kişi olabilir.
Tasfiye memurları şu şekillerde belirlenir ;

  • Şirket sözleşmesiyle kimin tasfiye memuru olmayacağı belirlenmemişse buna göre hareket edilir.Ortaklar aralarında oybirliği ile alacakları bir kararla tasfiye memurlarını belirleyebilirler.
  • Ortaklar tasfiye konusunda anlaşamazsa mahkemeye müracaat edilir ve mahkemece atanma yoluna gidilir. Yargıtay bu durumda tasfiyenin mahkeme tarafından gerçekleştirileceğini kabul etmektedir.
  • Şirket sözleşmesi ya da ortaklar kurulu kararıyla belirlenmiş olmaması esasen kanun gereği bütün ortaklar tasfiye memuru sıfatına haizdirler. Bu durumda şirketin tasfiyesi hep birlikte ortaklarca yürütülür.


    5. ZAMANAŞIMI 

 TBK md 147 f-4' e göre adi şirketin ortaklarla ya da ortakların birbirleri arasındaki uyuşmazlıklarında talep hakları beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir.









28 Eylül 2019 Cumartesi

TÜRK TİCARET HUKUKU-10

   



                                         ŞİRKET KAVRAMI VE ŞİRKETİN UNSURLARI

    ŞİRKET KAVRAMI ve TANIMI ; Şirket insanların belli bir gayeyle ve sürekli olarak bir araya gelmelerini ifade eder. Şirkette amaç iktisadidir. Şirket, şahısların kazanç elde edip bunu aralarında paylaşma amaçlı birleşimini ifade etmektedir. Dernekler ve vakıflar ticari amaç gözetmeksizin kurulurlar. Tam anlamı ile bir tanım yapacak olursak "şirket, iki veya daha fazla kişinin mal veya emeklerini belli bir amaçla birleştirmek suretiyle oluşturdukları ortaklıktır."
   ŞİRKETİN UNSURLARI ;  
     
         1.KİŞİ

     Şirketler kural olarak iki kişiden oluşurlar. Örneğin adi şirketi ele alacak olursak asgari iki kişi ile kurulabilir. Buna karşılık kooperatif şirketlerin kurulumu için en az yedi üyeye ihtiyaç vardır.Buna karşılık  bu başlık altında bir de değinmemiz gereken şöyle bir konu var ki o da bazı meslektaşlarımızın da içinde bulunduğu sınırlamalara maruz kalan mesleklerdir.
    Hakim, noter, devlet memuru, avukatlar gibi şahıslar işgal ettiği konum ve icra ettikleri görevleri gereği bazı sınırlamalara tabi tutulmak zorunda kalmışlardır. Bunların bi kaçı üstünde durup örneklerimiz ile inceleyecek olursak.Devlet memurları kollektif şirkete ortak veya komandit şirkette komandite ortak olamazlar. Anonim, limited ve kooperatif şirkete ortak olabilirler ancak burda da şöyle önemli bir nokta vardır, yönetim kurulunda görev alamazlar. Noterler de memurların uydukları statüye tabidirler. Avukatlar kollektif şirkette ve komandite şirkette komandite ortak olamazlar. Yalnızca anonim , limited ve kooperatif şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev üstlenebilirler.


        2.SÖZLEŞME

     Şirket, bir sözleşme ilişkisidir. Ancak şirket sözleşmesi iki taraflı sözleşmelerden farklıdır. Şirket sözleşmelerinde taraflar bir birliktelik oluşturmak amacıyla borç altına girerler. Bu nedenle borçlar hukuku sözleşmelerine ilişkin ilke ve kurallar şirket sözleşmelerinde doğrudan doğruya uygulanmaz.
    Şirket sözleşmesi adi şirket bakımından şekle bağlı değilken ( TTK md.620 ve devamı) ticaret şirketleri yazılı şekle tabidir. (TTK md. 212, md.305, f-1, md. 335, md.566, f-1, md. 575, f-1). Bunun sonucu ticari şirketlerde sözleşmenin asgari içeriğin de kanunda belirtilmiştir. Adi ortaklıkta böyle asgari bir içerik yoktur.

         3. SERMAYE

     Şirket, çalışma sahasında faaliyet göstererek amacına ulaşabilmesi için, sermayeye ihtiyaç duyar.
     Şirkette nakdi, ayni ve emek sermayesi getirilebilir.
            Nakdi sermaye  para, alacak ve kıymetli evraktan oluşur.
            Ayni sermaye taşınır ve taşınmaz mallar, fikri ve sınai haklar(marka, patent, tasarım, faydalı model vb.) ile haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar , alanlar, adlar ve işaretler gibi  değerlerden oluşur.
           Şahsi emek, ticari itibar, teknik bilgi(know-how), müşteri portföyü ve iş tecrübesi ise emek sermayesini oluşturmaktadır.
      Ancak her tür sermaye her türlü şirkete getirilemez. Adi, kollektif şirketlere her türlü sermaye getirile bilinilirken. Anonim ve limited şirkete emek sermayesi getirilemez. Komandit şirketlerde komantider anonim ve limited şirket ortağı, komandite ise kollektif şirket ortağı gibi sermaye getirebilir.
     Sermaye miktarı bakımından bazı şirketlerde kanunen asgari limit getirilmiştir. Anonim şirketin kurulması için minimum 50.000 TL; limited şirketin kurulabilmesi için en az 10.000 TL getirilmelidir.(TTK md. 332, md.580 f-1). Bu rakamlar Bakanlar Kurulunca arttırılabilir. Kollektif, (adi) komandit şirketler, bir ticari işletme işletmek için kurulduğundan sermayenin en azından bir ticari işletme oluşturacak seviyede olması gerekir.

         4. AMAÇ

     Şirketin kuruluş ve varlık gayesi kazanç elde edip bunu ortaklara dağıtmaktır. Kazanç elde etme ve paylaşma amacı şirketin esaslı unsurudur. Bu husus şirketi dernek ve vakıftan ayırır.
     Şirketlerde amaç ve konu birbirlerinden farklıdır.Konu şirketin iştigal sahası veya faaliyet alanıdır. Şirket amacına konusuna çalışarak ulaşır. Konusuz amaç gerçekleşmesi mümkün değildir ve konu amaç yolunda bir araçtır.

        5. ORTAK ÇALIŞMA İRADESİ

     Buna ortak amaç uğruna birlikte çaba unsuru da denir. Her bir ortak şirket amacının gerçekleşmesi için belli bir çaba ortaya koymalıdır ve gayret göstermelidir. Bu unsur şahıs şirketi olan adi, kollektif ve komandit şirkette güçlü, sermaye şirketi olan anonim ve limited şirkette zayıftır.
    Ortakların şirketle rekabet etmemesi, şirket işlerinin dikkat ve özenle görülmesi, şirketin ortaklarca denetlenmesi ortak çalışma iradesine ilişkin unsurun yansımalarıdır.

 TÜRK HUKUKUNDA ŞİRKETLERİN DÜZENLENİŞİ ve SINIFLANDIRILMASI ;

       1.ŞİRKETİN DÜZENLENİŞİ

    Türk hukukunda şirketler TBK, TTK ve özel kanunlarda düzenlenmiştir.
    TBK da düzenlenen şirket adi şirkettir(md. 620-645 arasıdır). Adi şirketin tüzel kişiliği yoktur. O yüzden kuruluşu formalitelere bağlı değldir.
    TTK'nda düzenlenenlerse bu kanunun ikinci kitabında yer alan şirket tipleridir. Kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketleridir. Bu şirketler de ticaret şirketleri adı verilmektedir.
    Türk hukukunda şirketler özel kanunlarla da düzenlenmiştir. Özellikle sermaye piyasası, özel sigortacılık ve bankacılıktır. ( Sermaye Piyasası Kanunu, Sigortacılık Kanunu, Bankacılık Kanunu). Bunların dışında ki alanlarda da şirketle ilgili düzenlemeler öngören özel kanunlar vardır. Örneğin Kooperatifler Kanunu gibi.

      2. ŞİRKETLERİN ÇEŞİTLİ YÖNLERDEN SINIFLANDIRILMASI
 
    A. TÜZEL KİŞİLİĞE SAHİP OLMA BAKIMINDAN

            1. TÜZEL KİŞİLİĞE SAHİP ŞİRKETLER ; TTK'nda ticaret şirketleri (md.124) ile özel kanunlar da düzenlenen şirketler genellikle tüzel kişiliğe sahiptir. Örneğin, bankalar, sigorta şirketleri, yatırım ortaklıkları birer anonim şirket olarak tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleridir.

            2. TÜZEL KİŞİ OLMAYAN ŞİRKETLER ; TBK' da düzenlenen adi şirketin tüzel kişiliği yoktur. Bundan başka TTK'da düzenlenen donatma iştiraki, yapı ortaklığının; Vergi Usul Kanununda düzenlenmiş olan iş ortaklığının da (joint venture) tüzel kişiliği bulunmaz.

    B. ŞAHIS ve SERMAYE ŞİRKETLERİ

            1.ŞAHIS ŞİRKETLERİ ; Türk hukukunda adi, kollektif ve (adi) komandit şirket şahıs şirketi olarak nitelendirilir(TTK md.124 f-2). Şahıs şirketlerinde maksat ortakların kimliklerinin önemli rol oynaması, sermaye unsurunun belirleyici olmamasıdır.
Şahıs şirketlerinde ortaklar arasında güven önemlidir ve ortaklık esasen güven ilişkisine dayalı olarak kurulur. Ortak sayısı azdır. Ortaklar şirket borçlarından dolayı kişisel ve sınırsız sorumluluk taşırlar.
Şahıs şirketlerinde şirketin yönetimi ve temsili genellikle tüm ortaklara aittir. Kararlar oy birliği ile alınır. Şirket sözleşmesi ancak oy birliği ile alınacak bir kararla değiştirilebilinir. Ortaklar arası ilişkiler karşılıklı güvene dayalı olduğu için, içlerinin birinin ölümü, iflası veya fiil ehliyetini kaybetmesi kural olarak şirketin sona ermesine yol açar.

          2. SERMAYE ŞİRKETLERİ ; Anonim, limited ve paylı komandit şirket Türk hukukunda sermaye şirketi olarak vasıflandırılırlar( TTK md.124 f-2). Sermaye şirketlerinde kişi unsurundan ziyade sermaye unsuru ön plandadır. Bu tür şirketlerin kanunen belirlenen asgari bir sermayeleri bulunması zorunludur.
Sermaye şirketlerinde alacaklılar ortakların mal varlığına başvuramaz. Ortakların şirket  borçlarından dolayı kişisel sorumluluğu yoktur.
Sermaye şirketlerinde ortakların hak ve borçları şirkete getirmeyi taahhüt ettikleri sermayeye göre belirlenir. Ortak ne kadar çok sermaye taahhüt etmişse, elde edilen kardan o derece fazla talep etme ve aynı zamanda oy kullanma hakkının fazla olmasına bağlı olarak şirketin yönetimine katılma imkanı elde eder.
Sermaye şirketlerinde yönetim ve temsil organlara bırakılmıştır. Ortakların ölümü, fiil ehliyetini kaybetmesi veya iflası kural olarak şirketin devamını veya varlığını etkilemez.


    C. ORTAKLARIN YÜKLENDİĞİ SORUMLULUK ŞEKİLLERİNE GÖRE

            1. SINIRLI SORUMLULUK GETİREN ŞİRKETLER ; Anonim, limited ve kooperatif şirkerler de sınırlı sorumluluk esası geçerlidir. Komandit şirketlerde ise komanditer ortak ortak sınırlı sorumluluk yüklenmiştir.
Sınırlı sorumluluk esasına göre , ortaklar şirkete koymayı taahhüt ettiği sermayeden yerine getirmedikleri oranında sorumluluk taşırlar. Şayet ortak şirkete getirmeyi taahhüt etmiş olduğu sermayeyi yerine  getirmemiş ise herhangi bir sorumluluğu kalmamış olur. Eğer sermaye borcunun bir kısmını ödemiş bir kısmını ödememişse ödemediği miktarda sorumlu olur.
Anonim ve Limited şirkette, şirket alacaklılarının doğrudan ortaklara başvurma imkanı bulunmaktadır. Bu şirketlerde sermaye koyma borcunun yerine getirilmesi, ancak şirket tarafından istenebilir.
Komandit şirkette şirket alacaklılarının komanditerlere doğrudan başvurma imkanı bulunmaktadır. Kooperatif şirkette şirket alacaklılarının ortaklara başvurması kural olarak mümkün değilse de , ortakların sorumluluğu konusunda ana sözleşmeyle farklı düzenleme getirilmesi de mümkündür.

          2. SINIRSIZ SORUMLULUK GETİREN ŞİRKETLER ; Şahıs şirketlerinde şirket borçlarından dolayı sınırsız sorumluluk esası geçerlidir. Adi, kollektif ve komandit şirketlerde bu sorumluluk şekli geçerlidir. Adi ve kollektif şirkette tüm ortaklar, komandit şirketler de ise komanditer ortak, şirket borçlarından dolayı alacaklılara karşı tüm malvarlığı ile sorumludur.
Ortakların getirdiği sermayenin niteliği ve miktarı bu konuda önemli değildir. Komandit şirketlerde komanditer ortağın sorumluluğu taahhüt etmiş olduğu sermaye miktarı ile sınırlıdır.
Adi şirketlerde alacaklılar, şirketin borçlarından dolayı ortakların malvarlığına doğrudan doğruya başvurabilirler. Çünkü bu şirkette ortaklar birinci derece de sorumludurlar.
Kollektif şirkette ortakların ve komandit şirkette komandite ortağın malvarlığına doğrudan doğruya başvurulması mümkün değildir. Şirket borcu için ilk önce şirket malvarlığına müracaat edilmesi ve alacağın şirketin tüzel kişiliğinin malvarlığından tahsil edilmeye çalışması gerekir. Eğer alacak şirket malvarlığından elde edilmezse, ancak ondan sonra ortakların malvarlığına müracaat edilebilirler. Buna ortakların ikinci derecede sorumluluğu adı verilir.

   





10 Şubat 2018 Cumartesi

TÜRK TİCARET HUKUKU - 6





                                                          HAKSIZ REKABET



              Öncelikle belirtelim ki rekabet bir haktır. Ancak bu her hakkın bir rekabet hakkı olduğu anlamına gelmemektedir. Yani rekabet hakkı da sınırsız da değildir ve dürüstlük kuralları çerçevesinde ve ahlaki kullanılması gerekir. Rekabet hakkının aşırı biçimde ve kötüye kullanılması, gayri ahlaki davranılması rekabeti tehlikeye düşürür, rekabetten beklenen olumlu neticelerin ortaya çıkmasını engeller, rakiplerin ve tüm tüketici veya müşterilerin ekonomik çıkarları bundan olumsuz etkilenir. Bu nedenle rekabeti sağlamaya yönelik tedbirlerin yanında , rekabetin her türlü şekilde kötüye kullanılması anlamına gelen haksız rekabeti önlemeye yönelik düzenlemelerde kabul edilmiştir. 
                         Türk hukukunda haksız rekabeti genel olarak düzenlemeye yönelik iki ayrı düzenleme vardı. Bunlardan birisi TBK md. 57'de; diğeri ise TTK md. vd. ' da yer alır.
            Her iki düzenlemede  haksız rekabet konusunda benzer bir içeriğe sahiptir. Hangisinin ne tür haksız rekabet bakımından geçerli olacağı tam açık olarak belli değildir.

                    
                 HAKSIZ REKABETİN TANIMI ve UNSURLARI

              Rakipler arasında ve tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuruluna diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.

  • Haksız rekabetten söz edilebilinmesi için ortada bir kazanç sağlama amacına yönelik bir faaliyet ve yarışma ortamı var olmalıdır. 
  • Ekonomik yarışın mutlaka ticari işletmeler arasında geçiyor olması şart değildir. Örneğin; avukatlık büroları, doktor muayenehaneleri arasında haksız rekabet fiilleri olabilir.
  • Haksız rekabet için aldatıcı davranış veya dürüstlük kuralına aykırı bir davranışın varlığı gerekir. Dürüstlük kuralına aykırı davranış genel bir ifadedir ve aldatıcı davranışı da kapsar. 
                 ÖNEMLİ HAKSIZ REKABET HALLERİ 
  1.   Dürüstlük Kuralına Aykırı Reklamlar ve Satış Yöntemleri ile Diğer Hukuka Aykırı Davranışlar
  2. Sözleşmeyi İhale veya Sona Erdirmeye Yöneltmek
  3. Başkalarının İş Ürünlerinden Yetkisiz Yararlanma 
  4. Üretim ve İş Sınırlarını Hukuka Aykırı Olarak İfşa Etme
  5. İş Şartlarına Uymamak
  6. Dürüstlük Kuralına Aykırı İşlem Şartları Kullanmak
            
                HAKSIZ REKABETTEN  DOĞAN SORUMLULU
  1. Hukuki Sorumluluk , haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, mesleki itibari, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse aşağıdaki hukuk davalarını açabilir
         a) Fiilin haksız olup olmadığının tespiti
         b) Haksız rekabetin men'ini
         c) Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılması, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını
        d) Kusur varsa maddi va manevi tazminat
 Mahkeme davayı kazanan tarafın talebiyle masrafları haksız çıkan tarafları alınmak üzere, kesinleşmesinden sonra hükmün ilan edilmesine de karar verebilir. İlanın şekil ve kapsamını hakim belirler.
     
        A. DAVACI
  •  Üç grup herkese rekabet davası açabilir. Bunlardan ilki haksız rekabet nedeni ile zarar gören  ya da zarar görme tehlikesi altında bulunan kimseler bahsedilen hukuk davalarını açabilir. Bir diğeri ekonomik menfaatleri zarar gören ya da zarar görme tehlikesi altında bulunan müşteriler. Üçüncü olarak ise mesleki ve ekonomik birlikleridir.
        B. DAVALI
  • Haksız rekabet davalarının yöneltilebileceği kişiler üç kişidir. Birincisi haksız rekabet eden kişi. İkincisi çalıştırandır. Haksız rekabet fiili hizmet veya işlerini gördükleri esnada müstahdemler  veya işçiler tarafından işlenmiş olursa haksız rekabet davalarından tespit, önleme ve düzeltme davaları istihdam edenlere karşı da açılabilir. İstihdam edene tazminat davası da açılabilir. İstihdam edenin kusurlu davranmış olması gerekir. Üçüncüsü ise basın, yayın kuruluşları ve yönelticileridir. Haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinde açmaları mümkündür. 
       C. ZAMANAŞIMI 
  • Haksız rekabet nedeniyle açılacak hukuk davalarını dava açma hakkı olan kişi, bu hakların doğduğunu öğrendiği andan itibaren bir yıldan itibaren olmak kaydı ile aynı zamanda da haksız rekabet oluşturan fiillerin işlenmesinden itibaren üç yıl içinde açmalıdır.
  • Süreler haksız rekabet teşkil eden fiillerin sona ermesinden itibaren işlemeye başlar.
       D. HÜKMÜN ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE ETKİSİ
  • Haksız rekabet davalarından önleme ve düzeltme davalarında verilen kararlar, haksız rekabete konu olmuş malların doğrudan yada dolayısıyla bu mallar üzerinden ticari bir amaçla elde etmiş şahıslar hakkında da icra edilmiş olunur . Bunun için ise TTK md. 56  f-4 fıkrasına bakınız.
  • Örneğin A markalı bir çantayı taklit edip üreten bir B firması bu çantayı C,D,E,F.. gibi mağazalara satması için dağıtmış ise TTK md. 56  f-4 fıkrası gereğince A markası sahibi, taklit marka mal üreten B marka sahibine açtığı haksız rekabet davasını kazandığı takdirde satışını gerçekleştiren C, D, E, F, gibi mağazalarda ellerinde satmak için bulundurdukları taklit ürünü çantalar için A markası sahibi taklit marka ürünlerin ellerinden alınmasını sağlayabilecektir. Ancak marka sahibi elinde bulundurduğu mahkeme kararını taklit markalı ürünü tüketim amacı ile elinde bulunduran müşteriye karşı icra edemeyecektir.
2.Cezai Sorumluluk ,  TTK md. 62 ' ye göre 
         a)TTK md. 55 de yazılı olan haksız rekabet fillerinden birisini kasti suretle işleyen kişiler,
         b) Kendi icap ve tekliflerinin rakiplerininkine tercih edilmesi açısından kişisel durumunu, ürünlerini, ticari faaliyet ve işleri hakkında kasti olarak yanlış yada yanıltacak tarzda bilgi verenler,
         c) Çalışanlarını, vekillerini veya vekilini, diğer yardımcı kişileri, çalıştıranın yada müvekkillerinin üretim yada ticaret sırlarını ele geçirmelerini sağlamak için aldatanlar,
         d) Çalıştıranlar veya müvekkillerden, işçilerinin, çalışanlarının, vekillerinin işlerini gördükleri sırada cezayı gerektiren bir haksız rekabet fiilini istediklerini öğrenip de bu fiili önlemeyenler veya gerçeğe aykırı beyanda bulunanları düzeltmeyenler, 
   her bir bent kapsamına giren fiiller dolayısıyla iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılırlar.

13 Nisan 2017 Perşembe

HUKUKTAKİ TEMEL KAVRAMLAR-2




Bölüm 7 : HUKUK KURALLARININ UYGULANMASI

Hakimler, kanunları uygulayarak önlerindeki davalarda  karar verirler. Normalde hakimin davada uygulayabileceği nitelikte bir hüküm kanunlarda vardır ve bu hükmün anlamı açık seçik bellidir. Hakim bu hükmü okur ve ona göre karar verir ve bu şekilde de kanunlar kanunlar uygulanmış olur. Ancak her zaman mesele bu kadar kolay değildir. Kanunların uygulanmasında çeşitli sorunlar ortaya çıkar: Bir kere, bazen hakimin davada uygulayabileceği bir kural, kanunlarda bulunmaz.
Bu durumda hakim nasıl karar verecektir ? Hakim böyle bir durumda örf ve adete göre veya kendi düşüncesine göre bir karar verebilir mi ? 
İkincisiyse bazen davada uygulanacak bir kanun hükmü vardır; ama bu kanun hükmünde boşluk olabilir. Bu kanunun uygulanması için önce bu boşluğun doldurulması gerekmektedir.Bu boşluk nasıl doldurulacaktır ?
Üçüncüsüyse bazen davada uygulanacak kanun hükmü vardır; ancak  bu kanun hükmünün anlamı belirsizdir. Bu durumda hakim bu belirsizliği nasıl giderecektir ?
Dördüncüsüyse bazen bir davada uygulanacak birden fazla kanun hükmü vardır ve bunlar birbiriyle çatışmaktadır. Bu durumda hakim bu çatışmayı nasıl çözecek ve davayı nasıl karara bağlayacaktır?
Beşincisiyse davada hangi ülkenin kanunun uygulanacağı hususunda tereddüt ortaya çıkar.
Altıncı olarak, ebedi ve ezeli şeyler değildir . belirli tarihte yürürlüğe girerler ve belirli tarihte yürürlükten kalkarlar. Yürürlükte olmayan bir kanunu hakimler uygulayamazlar. 
Yedincisiyse acaba kanunlar geçmişe uygulanabilir mi; önceki olaylar hakkında yeni kanuna göre karar verebilir mi? İşte " hukuk kurallarının uygulanması (application of  legal norms) " başlığı adı altında saydığımız bu yedi sorunu ele alacağız. 


1.KANUNDA KURAL BULUNMAYAN HALLERDE ÖRF VE ADET HUKUKUNUN UYGULANMASI VE HAKİMİN HUKUK YARATMASI SORUNU

A. ÖZEL HUKUK ALANINDA ÖRF VE ADETİN UYGULANMASI VEYE HAKİMİN HUKUK YARATMASI 

Hakim, kanunda hüküm varsa ilk önce kanunu uygulayacaktır.
TMK.m.1 "kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır" demektedir.
Üstelik hakim kanunu uygularken, sadece kanun "sözü"nü değil, aynı zamanda "özü"nü de dikkate alacaktır.Yani kanunu yorumlayacaktır. Eğer kanunda buna rağmen önündeki davaya uygulanabilir bir kural bulunmazsa, hakim, örf ve adet hukukuna bakacak, orada bir kural varsa ona göre karar verecektir . Eğer yoksa hakim kendisi kural koyucu olsa nasıl kural koyacaksa ona göre karar verecektir

B. KAMU HUKUKU ALANINDA HAKİM ÖRF VE ADETE GÖRE KARAR VEREMEZ VE KEZA HUKUK YARATAMAZ 

Kamu hukuku alanında hakim örf ve adet hukukunu uygulayamayacağı gibi kendisi de hukuk yaratamaz. 
Sanığın işlediği ileri sürülen fiil, ceza kanunu tarafından suç olarak kabul edilmemişse hakim, sanık hakkında beraat kararı vermekle yükümlüdür. 


2. KANUNLARDAKİ BOŞLUKLARIN HAKİMİN TAKDİR YETKİSİYLE DOLDURULMASI SORUNU 

*Çoğunlukla kanunlarda boşluk yoktur.Kanunlar hangi olaylara ne gibi sonuçlar bağlayacağını açıkça belirler.
Ancak bazı hukuk olaylarında olay ve sonuç unsurlarından biri eksik bulunulabilir. Bu gibi durumlarda "kanun içi boşluk"tan bahsedilebilir. Bu boşluğu hakim takdir yetkisini kullanarak doldurur.

3.HUKUK  KURALLARININ UYGULANMASINDA YORUM SORUNU


Normalde hakim kanun hükmünü okur ve önündeki davaya uygulayıp kararını verir. Ancak bazen kanun anlamı belirsiz olabilir böyle durumlarda hakim önce yorum yaparak kanunun anlamını belirginleştirir sonrada uygular.
*Dolayısıyla yorum aslında , kanunun gerçek anlam ve kapsamını tespit etme faaliyetidir.
Yorumlarda kullanılan başlıca mantık kuralları vardır.

1.KIYAS : Kanunda belli bir durum için konulmuş bir kuralın, o duruma benzeyen fakat hakkında kanunda kural bulunmayan bir başka duruma da uygulanmasıdır. 
 ÖRNEK, Sigara içmenin yasak olduğunu belirmişse, piponunda yasak olduğu anlamını taşıması gibi..

2.AKSİ İLE KANIT : Eğer bir hukuk kuralı belirli bir durumun belirli bir özelliğini dikkate alarak o hukuki duruma belirli bir sonuç bağlamışsa, bu sonucun aksi hukuki sonuçlara bağlanmış olur.
ÖRNEK , Bir fiil suç ise, tersi suç olamaz...

3.EVLEVİYET : Bir şeyin azı yasaksa çoğunun da yasak olduğu, bir şeyin çoğunun da yasak olduğu, bir şeyin çoğuna izin verilmiş ise azına da  izin verilmiş olduğu düşüncesi yatar. 
ÖRNEK, Çimlere basmak yasaksa, oturmak da evleviyetle yasaktır gibi ..

4.HUKUK KURALLARININ UYGULANMASINDA ÇATIŞMA SORUNU

Bazen bir kural şöyle derken, aynı konuda bir başka kural böyle   der. Bu tarz durumlarda hukuk kurallarının uygulanabilmesi, dava konusu uyuşmazlığı çözümlenebilmesi için bu çatışmanın da çözümlenmesi gerekir. Hukuk kuralları arasında olabilecek uyuşmazlıkları giderilebilmesi bazı ilkelerle ortadan kaldırılır. 
*Bu ilkeler ;

1. LEX SUPERİOR (ÜST KANUN) İLKESİ :

*Üst kanun alt kanunları ilga eder. Özdeyişi ile ifade edilir.
Bu ilkeye göre   iki hukuk kuralı arasında çatışma varsa,  bu hukuk kuralları arasında altlık-üstlük ilişkisi varsa, üst kuralın dediği olur; alt kural ihmal edilir.

2. LEX POSTERİOR ( SONRAKİ KANUN) İLKESİ :

*Sonraki kanun önceki kanunları ilga eder.. Özdeyişi ile ifade edilir.
Bu ilkeye göre, normlar hiyerarşisinde aynı düzeyde yer alan ve birbiriyle çatışan iki kuralın, önceki kuralı zımnen ilga ettiği kabul edilir. 
Kurallar arasındaki çatışmayı çözmek için uygulanır.

3.LEX SPECİALİS (ÖZEL KANUN ) İLKESİ :

*Özel kanun genel kanunları ilga eder.. Özdeyişi ile ifade        edilir.
Bu ilkeye göre, aynı düzeyde yer alan ve aynı tarihli iki hüküm arasında çelişki varsa, özel hüküm niteliğindeki hüküm uygulanır ve genel hüküm niteliğindeki ilga edilir.

5.HUKUK KURALLARININ YER BAKIMINDAN UYGULANMASI SORUNU

1, MÜKİLİK İLKESİ (ÜLKESELLİK, YERSELLİK İLKESİ) : 

Bir devletin kanunu, bu ülkesinin sınırları içinde bulunan yerli yada yabancı herkese uygulanır. Yani ; devletin ülkesi içinde bulunan herkes, o devletin hukukuna tabidir.

Kural olarak , kamu hukuku alanında kanunların mülkiliği ilkesi geçerlidir

2. ŞAHSİLİK(MİLLİYET) İLKESİ  :
Bir devletin vatandaşı yabancı ülkede bulunsa bile yine vatandaşı olduğu devletin kanunlarında tabidir. Yani kişi nereye giderse gitsin vatandaşlığını taşıdığı devletin hukuku onu takip edr.

Kural olarak , kamu hukuku alanında değil, özel hukuk alanında geçerli olabilen bir ilkedir.


6. HUKUK KURALLARININ ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI SORUNU

Bilindiği üzere kanunlar ne ezelidir ne de ebedidir. Belirli tarihte yürürlüğe girerler ve belirli tarihte yürürlükten kalkarlar. Kanunlar ancak yürürlükte oldukları müddetçe uygulanabilirler.

A. KANUNLARIN YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ :

1. Kanunda Açık Hüküm Varsa ;
Kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük ve yönetmelik hangi tarihte yürürlüğe gireceğini kendi metninde açıklamış olabilir. 

2. Kanunda Açık Hüküm Yoksa ;
Eğer hangi tarihte yürürlüğe gireceği kesin değilse , Resmi Gazetede yayımını takip eden günden itibaren 45 gün sonra yürürlüğe girer.

B. KANUNLARIN YÜRÜRLÜKTEN KALKMASI :

1. Kendiğinden Yürürlükten Kalkma ;
Kanunda hangi sürede biteceği açık bir şekilde belirtilmiş olabilir böyle durumlarda sürenin bitimi ile başka bir işleme gerek kalmadan o kanun kendiliğinden yürürlükten kalkar.

2. Başka Bir Kanunla Yürürlükten Kaldırma : İLGA ;
Yürürlüğe giren yeni bir kanun, eski bir kanunu yürürlükten kaldırabilir.Biz buna hukuk dilinde ilga diyoruz . 
İLGA : Kanun koyucunun mevcut bir kanunu geçerliliğine son vermek konusunda açıkladığı bir iradedir. 
* İlga etme yetkisi, ilga edilen kuralı koyan organa veya onun üstünde ye alan organa aittir.
*Bir kanun ilgası iki şekilde olabilir. Bunlar ;

a.SARİH İLGA : Mevcut bir kanunun geçerliliğine son vermek konusunda kanun koyucu tarafından açıkça belirtilen kesin iradedir

b.ZIMNİ İLGA : Mevcut bir kanunun geçerliliğine son vemek konusunda kanun koyucunun açıkça dile getirilmeyen, iradesinden kaynaklanan ilgadır. 
Bazen yeni çıkan kanunlar, hangi kanunlara açıkça ilga ettiklerini belirtmezler. Bu halde dahi yeni kanunun hükümleriyle çelişen eski kanunun hükümlerini yürürlükten kaldırdığı kabul edilir.
Aynı hukuk düzeninde, birbiriyle çatışan iki tane hukuk kuralı aynı zaman diliminde yürürlükte olamaz.

3. Anayasa Mahkemesinin Kararlarıyla Yürürlükten Kaldırma : İPTAL ;

Anayasa mahkemesinin görevini hatırlayacak olursak, kanunların Anayasaya uygunluğunu denetlemekle görevliydi. Bu yüzden Anayasa Mahkemesi eğer bir kanunun anayasaya aykırı olduğu kanısına varırsa, o kanun hakkında " iptal" kararı verir. 
*Anayasanın 153. maddesine göre, iptal kararları Resmi Gazetede yayınlandığı tarihte iptal edilen kanun yürürlükten kalkar. 
*Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu taih kararının Resmi Gazetede yayınlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. 

6. KANUNLARIN GEÇMİŞE UYGULANMASI SORUNU

A. KURAL : KANUNLARIN GEÇMİŞE UYGULANMAMASI İLKESİ : 
Kanunlar kural olarak yürürlüğe girdikten donra uygulanabilirler.Bir kanun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olaylara kural uygulanamaz. Buna göre " Kanunların geçmişe uygulanmaması " denmektedir . Bu ülkenin temelinde de, "hukuk güvenliği ilkesi" yatmaktadır. 
*Kişiler bir işlemi yaptığı sıradaki kanunlarla bağlı olmalıdır.

B. KANUNLARIN GEÇMİŞE UYGULANMAMASI İLKESİNİN İSTİSNALARI

1. ÖZEL HUKUK ALANINDA : KAMU DÜZENİNDEN KAYNAKLANAN İSTİSNALAR OLABİLİR 

Özel hukuk alanında, istisnaen, " kamu düzeni" ve "genel ahlak" ın korunması ve "zayıfların korunması" gibi düşüncelerle konulmuş emredici hükümlerin geçmişe yürüyebileceği kabul edilir.

2. CEZA HUKUKU ALANINDA: FAİLİN LEHİNE OLAN KANUN GEÇMİŞE UYGULANIR 

TCK. nın 7. maddesine göre ceza hukuku alanında kanunların zaman bakımından uygulanması konusunda "failin lehine olan kanunun geçmişe uygulanması ilkesi" geçerlidir. 
Eğer sonraki kanun, önceki kanunun suç saydığı fiili suç saymıyorsa veya suç sayıp daha az ceza veriyorsa sonraki kanun, failin lehinedir, bu yüzdende bu kanun uygulanır. 
Not: Yeni kanun önceki ceza kanunundan daha ağır ceza getiriyorsa yeni kanun değil, failin lehine olan eski kanun uygulanır.

3.MUHAKEME HUKUKU ALANINDA : DERHAL YÜRÜRLÜK İLKESİ GEÇERLİDİR

Muhakeme hukuku bakımından "derhal uygulanırlık ilkesi" geçerlidir. Her muhakeme işlemi, işlem tarihinde yürürlükte olan kanuna göre yapılır. Devam eden bir muhakeme işlemi sırasında yeni bir muhakeme kanunu çıkmışsa, yargılamanın tamamlanan kısmı yeni kanuna göre tekrarlanmaz. 
*Yargılama kararları geçmişe uygulanmaz. Ancak yeni kanun ceza kanunlarından farklı olarak derhal uygulanır. Muhakemenin kalan kısmı yeni kanuna göre yapılır. Diğer bir ifadeyle önceden başlamış ve devam eden muhakeme işlemlerine yeni kanun derhal uygulanır.