hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2019 Cumartesi

TÜRK TİCARET HUKUKU-11




                      ADİ ŞİRKET

                 1. ADİ ŞİRKETİN TANIMI ve UNSURLARI


       A) TANIMI : TBK md. 620, f-1 'e göre iki veya daha fazla kişinin herhangi bir şekle tabi olmayan bir sözleşme temelinde ortak bir amaca ulaşmak için mal veya emeğini bir araya getirmeleriyle oluşan ortaklıktır.

      B) UNSURLARI :

         1. ORTAKLAR ; Adi şirket iki kişi ile kurulur. Ortaklar gerçek kişi veya tüzel kişi olabilir. Gerçek kişilerin tam ehliyetli olması gerekir. Eğer tam ehliyetli değillerse, yasal temsilcilerinin izni gerekir.
Adi şirkette ortak sayısının üst sınırı yoktur. Bundan dolayı, çok sayıda kişi adi şirkete ortak olabilir. Ancak adi şirket şahıs ortaklığı olduğu için ortaklık ilişkisinin tesisi ve ortaklığın işleyişi karşılıklı güvene dayanmaktadır. Bu  nedenle uygulamada ortak sayısı üç veya dördü pek de aşmaz.

         2. SÖZLEŞME ; Adi şirket şekle tabi olmayan bir sözleşme ile kurulur. Buna göre sözlü veya yazılı şekilde yapılabilir. Kanun bu konuda belirli şekil şartı öngörmemiştir.Ancak şirkete taşınmaz veya motorlu taşıt gibi devri şekle tabi olanlar sermaye olarak konuluyorsa resmi yazılı şekil gerekebilir.

         3. SERMAYE ; Adi şirkete ortaklar mal veya emeğini sermaye olarak getirirler. Sermaye niteliği konusunda adi şirketlerde bir sınırlama yoktur. Ortakların hangi miktar veya oranda sermaye getireceği sözleşmede belirtilmemişse her bir ortak eşit miktarlarda sermaye getirmek zorundadır.
Ortaklar şirkete koydukları malvarlığı değerleri üzerinde, tek başlarına sahip oldukları mülkiyet gibi hakları yitirirler ve sermaye olarak konulan varlıklar tüm ortaklara ait olur. Bu elbirliği ortaklığıdır.

         4. AMAÇ ve KONU ; TBK, adi şirketin ortak bir amaca ulaşmak için kurulacağından md.620 bahsetmektedir. Adi şirket bir ortaklık olduğu için bu amaç her zaman iktisadidir.

         5. ORTAK ÇALIŞMA İRADESİ ; Bu unsur ortak amaç uğruna birlikte çabadır. Ortaklar ortak amacın gerçekleşmesi uğruna güçleri oranında belli bir çaba sarfetmelidirler. Bunun devamında da ortaklar şirketle rekabet yapamazlar ve şirkete karşı sadakatli davranmalıdır.

                   2. ADİ ŞİRKETİN KURULUŞU

Adi şirketlerin kuruluşu herhangi bir şekle tabi değildir. Kurucular adi şirketi ister sözlü ister yazılı bir sözleşmeyle kurabilirler. Adi şirketin kuruluşu sonucunda herhangi bir tüzel kişilik ortaya çıkmaz.
Adi şirket tüzel kişi olmadığı için hak ve borçların sahibi olamaz; ortaklar hak ve borç sahibidir. Adi şirketin hak ve fiil ehliyeti yoktur.
Sermaye olarak getirilen değerler ve sonradan elde edilenler ortakların elbirliği mülkiyetinde kalır. Şirket malları üzerindeki tasarruf işlemleri bakımından ortaklar birlikte hareket etmek zorundadır.
Ticari işletme işleten adi şirketlerde her bir ortak tacir sıfatını kazanır TTK md.12, f-1. Bunların ticaret siciline kaydı gerekir. Adi şirketin kendisi iflasa tabi değildir, şirket borçlarından dolayı ortaklar ayrı ayrı iflasa tabidir TTK md. 18 f-1.

                    3. ADİ ŞİRKETİN İŞLEYİŞİ

          A. İÇ İLİŞKİ (ORTAKLAR ARASI İLİŞKİLER)

      1. ŞİRKETİN YÖNETİMİ ; Adi şirkette  şirketi yönetmek her bir ortak için hem hak hem görevdir. Kural olarak her bir ortak şirket işlerinin görülmesi bakımından yöneticidir. Yönetim görevi ortaklık sözleşmesi veya ortaklar arasında alınacak bir kararla ortaklardan bir ya da birkaçına veya dışarıdan birisine verilebilir.

     2. ORTAKLARIN HAKLARI ve BORÇLARI ;

           a) SERMAYE KOYMA BORCU : Para ile ifade edilen her şey adi şirkete sermaye olarak konulabilir. Her bir ortak belli bir sermaye getirmek zorundadır. Aksine hüküm yoksa, sermaye payları şirketin amacının gerektirdiği önlem ve nitelikte ve birbirine eşit olmalıdır.

           b) KAR HAKKI ve ZARARA KATILMA BORCU : Tüm ortaklar kar ve zarara katılırlar. İç ilişkide geçerli olmak üzere, emeğini ortaya koyan ortağın zarardan muaf tutulması mümkündür.Ancak ortakların bu konuda anlaşmış olmaları gerekir.Dış ilişkideyse iç ilişkide ki anlaşma şirket alacaklılarını bağlamaz.
Kar ve zararın nasıl dağıtılacağına dair sözleşmede bir açıklık yoksa veya bir hüküm yer almıyorsa ; her ortak, koydukları sermaye miktarı veya oranına bakılmadan kar ve zarara katılır.

           c) DENETLEME HAKKI : Her bir ortağın şirketi denetleme hakkı vardır .

           d) REKABET  YASAĞI : TBK md. 626' ya göre ortaklar, şirketin amacıyla bağdaşmayan veya ona zarar veren işleri kendi adlarına veya başkaları hesabına yapamazlar.
Rekabet yasağı hem yönetici hem de yönetici olmayan ortaklar bakımından geçerlidir.
Ortağın rekabet yasağını ihlal etmesi halinde şu üç yola başvurabilir.

  • Bu davranıştan kaynaklanan zararın karşılaşmasının talep edilmesi,
  • İşin şirket hesabına yapılmış sayılması veya elde edilen menfaatin şirkete verilmesinin istenmesi,
  • Haklı sebep oluşturuyorsa mahkemeden şirketin feshinin talep edilmesi.


      3. ORTAKLAR ARASINDAKİ DEĞİŞİKLİKLER ;

Adi şirkete ortaklar arası değişikliklerin tümü oy birliği ile karar alınmasına bağlanmıştır. Ortağın ortaklıktan ayrılması da aynı şekilde oy birliğini gerektirir.
Ortağın payını devretmesi için ortak veya üçüncü kişi ile sözleşme yaması halinde, bu sözleşmeye kalan ortakların da onay vermesi gerekir.Aksi halde devir diğer ortaklar hakkında geçerli olmaz. Bu durumda devralan, şirkete karşı ortaklık sıfatını kazanamaz. Devir sadece devreden ve devralan arasında geçerli olur.
Sözleşmede şirketin diğer ortaklarla devam edeceğine ilişkin bir hüküm bulunması koşuluyla, bazı istisnai durumlardan biri gerçekleştiği zaman ortağın veya temsilcinin ya da ölen ortağın mirasçısının şirketten çıkabileceği veya diğer ortaklar tarafından, yazılı olarak yapılacak bir bildirimle şirketten çıkarılabilecektir.

  • Bir ortağın fesih bildiriminde bulunması,
  • Kısıtlanması,
  • İflası,
  • Tasfiyedeki payının cebri icra yoluyla paraya çevrilmesi,
  • Ölmesi.
Bir ortağın şirketten çıkması veya çıkarılması durumunda payı, diğer ortaklara payları oranında kendiliğinden geçer.
Çıkan veya çıkarılan ortağın tasfiye payı, ortaklık sıfatının sona erdiği tarih itibarıyla, mali işlerde uzman bir kişiye hesaplattırılır. Tarafların uzman kişi üzerinde anlaşamamaları durumunda bu kişi hakim tarafından atanır.
Ortaklık sıfatının sona erdiği tarihte, şirketin malvarlığı, borçlarını karşılamaya yetmezse, çıkan veya çıkarılan ortak, payına düşen borç tutarını, zarara katılmaya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara ödemekle mecburdur.
Çıkan veya çıkarılan ortak, ortak olduğu dönemde henüz sonuçlanmamış olan işlerden doğan kara veya zarara katılır. Ortaklık sıfatı sona eren kişi, o hesap yılı sonu itibarıyla, tamamlanmış olan işler sebebiyle varsa ortaklıktan kendisine düşecek kar payını devam eden işler hakkında da gerekli bilgiyi isteme hakkına sahiptir.

          B. ADİ ŞİRKETİN ÜÇÜNCÜ ŞAHISLARLA İLİŞKİLERİ ( DIŞ İLİŞKİ)

       1. ŞİRKETİN TEMSİLİ ;

Adi şirket tüzel kişiliğe sahip olmadığı için organları yoluyla temsili söz konusu olmaz. Adi şirketi üçüncü kişilere karşı ortaklara karşı temsil eder ve kural olarak tüm ortaklar tek başına temsile yetkilidir. Sözleşmeyle temsil yetkisi ortaklardan bir ya da birkaçına bırakabilir.
Kendisine yönetim görevi verilen ortağın, şirketi veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisi var sayılır.
Kural olarak temsilci sadece olması beklenen işler için tek başına temsile yetkilidir. Olağanüstü işlerde  tasarruf işlemlerine ilişkin yetkinin, bütün ortakların oybirliği ile verilmiş olması ve yetki belgesinde bu hususun açıkça belirtilmiş olması icap eder.
Doğrudan temsilde, şirketi temsile yetkili ortak ya da ortaklar işlemi şirket adı ve hesabına yaptığını karşı tarafa açıkça bildirirse veya durumun gereği ve özelliklerinden şirket adı ve hesabına hareket ettiği anlaşılıyorsa söz konusu işlemden doğan hak ve borçlar şirkete aittir. Yani şirket bağlıdır ve ortakların tamamı üzerinde etki doğurur.
Dolaylı temsildeyse, adi şirketi temsil eden ortak ya da ortaklar şirket ad ve hesabına hareket ettiğini işlemin karşı tarafına bildirmez. Temsilci ortak daha sonra bu işlemden doğan hak ve borçları şirkete devreder ve böylece işlem adi şirketi temsilen yapılmış gibi kabul edilir. Temsile yetkisiz ortağın yaptığı işlemle şirketin bağlı olabilmesi için, bu işleme onay verilmesi gerekir. şirket onay vermişse yapılan işlemden doğan hak ve borçlar şirkete ait olur. Şirket onay vermezse işlemin karşı tarafı da işlemle bağlı olmaz. Ama işlemin karşı tarafının uğradığı zarardan yetkisiz temsille işlem yapmış olan ortak sorumlu olur. Şirketin bu durumda herhangi bir sorumluluğu doğmaz. 

       2. ORTAKLARIN SORUMLULUĞU ; 

Ortaklar şirket borçlarından birinci derecede, şahsen, zincirleme borç ve tüm malvarlıkları ile ve sınırsız sorumludurlar. Ortakların hiç birinin sorumluluğu alacaklılara karşı ortadan kaldırılamaz veya sınırlandırılamaz.
Haksız fiillerden kaynaklanan borçlarda adi şirket ortaklarının müteselsil sorumluluğu (zincirleme borç sorumluluğu)  yoktur. Her bir ortak kendi yapmış olduğu haksız fiilden kural olarak tek başına sorumlu olur.

     4. ADİ ŞİRKETİN SONA ERMESİ 

Adi şirket kanunda öngörülen sona erme nedenlerinden birisinin ortaya çıkmasıyla sona erer.

          A. SONA ERME NEDENLERİ

                1. İRADİ OLMAYAN SONA ERME NEDENLERİ ; Ortak amacın elde edilmesi halinde şirket sona erer. Amacın gerçekleşmesi nedenine dayalı sona erme geçici işler için kurulan adi şirketlerde söz konusu olur.

  • Amacın gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesi halinde de adi şirket son bulur. 
  • Ortaklardan birisinin ölümü, adi şirketi sona erdirir.
  • Ortağın payına haciz koydurmak şirketin sona ermesine yol açar.
  • Ortağın iflası halinde ortağın tüm malvarlığı hakları paraya çevrilerek alacaklılarına ödenmek üzere iflas masasına girer.
  • Adi şirket ortağı kısıtlanarak ehliyetsiz hale gelmişse adi şirket ilişkisi son bulacaktır.
  • Adi şirket belli bir süre için kurulmuşsa, belirlenen sürenin dolmasıyla adi şirket ilişkisi kendiliğinden sona erer.


               2. İRADİ SONA ERME NEDENLERİ ; Ortaklar aralarında oybirliği ile şirkete son verebilirler. Yalnızca ortaklardan bir ya da bir kaçının isteği ile değil tamamının karar alması ile olur.


  • Ortaklardan birisinin feshi ihbar ederek adi şirket ilişkisini sona erdirebilmesi için şirketin süreli ya da süresiz olarak kurulduğuna bakmak gerekir.
  • Adi şirket belli bir süreliğine kurulmuşsa, ortaklardan birisinin feshi ihbar edebilmesi için şirket sözleşmesinde bu konuda açık bir hükmün olması gerekir.
  • Adi şirket belirsiz süreliğine kurulmuşsa, her ortağın feshi ihbar hakkı vardır ve bu hak ancak altı ay önceden kullanılabilir.
  • Şirket hesapları yılsonu itibarıyla yapılıyorsa fesih ancak yıl sonunda hüküm ifade etmek üzere o yılın Haziran ayı sonuna kadar istenebilir.
  • Haklı sebebin varlığı halinde ortaklardan birisinin müracaatı üzerine mahkemece adi şirketin sona ermesine karar verilebilir. Haklı sebebin ne olduğuysa kanunda açıklanmamıştır. Karşılıklı güveni sarsacak hallerin ortaya çıkması, ortakların borç ve yükümlüklerini yerine getirmemesi durumunda ortaklardan birinin şirket varlıklarını zimmetine geçirmesi, ortak amacın gerçekleşmeyecek olmasının anlaşılması gibi durumlarda haklı sebep teşkil edecektir. Dayanılan nedenin haklı sebep teşkil edip etmediğine mahkeme karar verecektir.


         B. TASFİYE 

 Tasfiye, şirket mevcutlarının paraya çevrilerek borçların ödenmesi ve  geriye kalan değerlerin ortaklara arasında paylaştırılması işlemleri ve sürecidir.
Tasfiyenin yapılabilmesi için ilk önce tasfiye memurlarının belirlenmesi lazımdır. Tasfiye memurları bir ya da birden fazla kişi olabilir.
Tasfiye memurları şu şekillerde belirlenir ;

  • Şirket sözleşmesiyle kimin tasfiye memuru olmayacağı belirlenmemişse buna göre hareket edilir.Ortaklar aralarında oybirliği ile alacakları bir kararla tasfiye memurlarını belirleyebilirler.
  • Ortaklar tasfiye konusunda anlaşamazsa mahkemeye müracaat edilir ve mahkemece atanma yoluna gidilir. Yargıtay bu durumda tasfiyenin mahkeme tarafından gerçekleştirileceğini kabul etmektedir.
  • Şirket sözleşmesi ya da ortaklar kurulu kararıyla belirlenmiş olmaması esasen kanun gereği bütün ortaklar tasfiye memuru sıfatına haizdirler. Bu durumda şirketin tasfiyesi hep birlikte ortaklarca yürütülür.


    5. ZAMANAŞIMI 

 TBK md 147 f-4' e göre adi şirketin ortaklarla ya da ortakların birbirleri arasındaki uyuşmazlıklarında talep hakları beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir.









28 Eylül 2019 Cumartesi

TÜRK TİCARET HUKUKU-10

   



                                         ŞİRKET KAVRAMI VE ŞİRKETİN UNSURLARI

    ŞİRKET KAVRAMI ve TANIMI ; Şirket insanların belli bir gayeyle ve sürekli olarak bir araya gelmelerini ifade eder. Şirkette amaç iktisadidir. Şirket, şahısların kazanç elde edip bunu aralarında paylaşma amaçlı birleşimini ifade etmektedir. Dernekler ve vakıflar ticari amaç gözetmeksizin kurulurlar. Tam anlamı ile bir tanım yapacak olursak "şirket, iki veya daha fazla kişinin mal veya emeklerini belli bir amaçla birleştirmek suretiyle oluşturdukları ortaklıktır."
   ŞİRKETİN UNSURLARI ;  
     
         1.KİŞİ

     Şirketler kural olarak iki kişiden oluşurlar. Örneğin adi şirketi ele alacak olursak asgari iki kişi ile kurulabilir. Buna karşılık kooperatif şirketlerin kurulumu için en az yedi üyeye ihtiyaç vardır.Buna karşılık  bu başlık altında bir de değinmemiz gereken şöyle bir konu var ki o da bazı meslektaşlarımızın da içinde bulunduğu sınırlamalara maruz kalan mesleklerdir.
    Hakim, noter, devlet memuru, avukatlar gibi şahıslar işgal ettiği konum ve icra ettikleri görevleri gereği bazı sınırlamalara tabi tutulmak zorunda kalmışlardır. Bunların bi kaçı üstünde durup örneklerimiz ile inceleyecek olursak.Devlet memurları kollektif şirkete ortak veya komandit şirkette komandite ortak olamazlar. Anonim, limited ve kooperatif şirkete ortak olabilirler ancak burda da şöyle önemli bir nokta vardır, yönetim kurulunda görev alamazlar. Noterler de memurların uydukları statüye tabidirler. Avukatlar kollektif şirkette ve komandite şirkette komandite ortak olamazlar. Yalnızca anonim , limited ve kooperatif şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev üstlenebilirler.


        2.SÖZLEŞME

     Şirket, bir sözleşme ilişkisidir. Ancak şirket sözleşmesi iki taraflı sözleşmelerden farklıdır. Şirket sözleşmelerinde taraflar bir birliktelik oluşturmak amacıyla borç altına girerler. Bu nedenle borçlar hukuku sözleşmelerine ilişkin ilke ve kurallar şirket sözleşmelerinde doğrudan doğruya uygulanmaz.
    Şirket sözleşmesi adi şirket bakımından şekle bağlı değilken ( TTK md.620 ve devamı) ticaret şirketleri yazılı şekle tabidir. (TTK md. 212, md.305, f-1, md. 335, md.566, f-1, md. 575, f-1). Bunun sonucu ticari şirketlerde sözleşmenin asgari içeriğin de kanunda belirtilmiştir. Adi ortaklıkta böyle asgari bir içerik yoktur.

         3. SERMAYE

     Şirket, çalışma sahasında faaliyet göstererek amacına ulaşabilmesi için, sermayeye ihtiyaç duyar.
     Şirkette nakdi, ayni ve emek sermayesi getirilebilir.
            Nakdi sermaye  para, alacak ve kıymetli evraktan oluşur.
            Ayni sermaye taşınır ve taşınmaz mallar, fikri ve sınai haklar(marka, patent, tasarım, faydalı model vb.) ile haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar , alanlar, adlar ve işaretler gibi  değerlerden oluşur.
           Şahsi emek, ticari itibar, teknik bilgi(know-how), müşteri portföyü ve iş tecrübesi ise emek sermayesini oluşturmaktadır.
      Ancak her tür sermaye her türlü şirkete getirilemez. Adi, kollektif şirketlere her türlü sermaye getirile bilinilirken. Anonim ve limited şirkete emek sermayesi getirilemez. Komandit şirketlerde komantider anonim ve limited şirket ortağı, komandite ise kollektif şirket ortağı gibi sermaye getirebilir.
     Sermaye miktarı bakımından bazı şirketlerde kanunen asgari limit getirilmiştir. Anonim şirketin kurulması için minimum 50.000 TL; limited şirketin kurulabilmesi için en az 10.000 TL getirilmelidir.(TTK md. 332, md.580 f-1). Bu rakamlar Bakanlar Kurulunca arttırılabilir. Kollektif, (adi) komandit şirketler, bir ticari işletme işletmek için kurulduğundan sermayenin en azından bir ticari işletme oluşturacak seviyede olması gerekir.

         4. AMAÇ

     Şirketin kuruluş ve varlık gayesi kazanç elde edip bunu ortaklara dağıtmaktır. Kazanç elde etme ve paylaşma amacı şirketin esaslı unsurudur. Bu husus şirketi dernek ve vakıftan ayırır.
     Şirketlerde amaç ve konu birbirlerinden farklıdır.Konu şirketin iştigal sahası veya faaliyet alanıdır. Şirket amacına konusuna çalışarak ulaşır. Konusuz amaç gerçekleşmesi mümkün değildir ve konu amaç yolunda bir araçtır.

        5. ORTAK ÇALIŞMA İRADESİ

     Buna ortak amaç uğruna birlikte çaba unsuru da denir. Her bir ortak şirket amacının gerçekleşmesi için belli bir çaba ortaya koymalıdır ve gayret göstermelidir. Bu unsur şahıs şirketi olan adi, kollektif ve komandit şirkette güçlü, sermaye şirketi olan anonim ve limited şirkette zayıftır.
    Ortakların şirketle rekabet etmemesi, şirket işlerinin dikkat ve özenle görülmesi, şirketin ortaklarca denetlenmesi ortak çalışma iradesine ilişkin unsurun yansımalarıdır.

 TÜRK HUKUKUNDA ŞİRKETLERİN DÜZENLENİŞİ ve SINIFLANDIRILMASI ;

       1.ŞİRKETİN DÜZENLENİŞİ

    Türk hukukunda şirketler TBK, TTK ve özel kanunlarda düzenlenmiştir.
    TBK da düzenlenen şirket adi şirkettir(md. 620-645 arasıdır). Adi şirketin tüzel kişiliği yoktur. O yüzden kuruluşu formalitelere bağlı değldir.
    TTK'nda düzenlenenlerse bu kanunun ikinci kitabında yer alan şirket tipleridir. Kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketleridir. Bu şirketler de ticaret şirketleri adı verilmektedir.
    Türk hukukunda şirketler özel kanunlarla da düzenlenmiştir. Özellikle sermaye piyasası, özel sigortacılık ve bankacılıktır. ( Sermaye Piyasası Kanunu, Sigortacılık Kanunu, Bankacılık Kanunu). Bunların dışında ki alanlarda da şirketle ilgili düzenlemeler öngören özel kanunlar vardır. Örneğin Kooperatifler Kanunu gibi.

      2. ŞİRKETLERİN ÇEŞİTLİ YÖNLERDEN SINIFLANDIRILMASI
 
    A. TÜZEL KİŞİLİĞE SAHİP OLMA BAKIMINDAN

            1. TÜZEL KİŞİLİĞE SAHİP ŞİRKETLER ; TTK'nda ticaret şirketleri (md.124) ile özel kanunlar da düzenlenen şirketler genellikle tüzel kişiliğe sahiptir. Örneğin, bankalar, sigorta şirketleri, yatırım ortaklıkları birer anonim şirket olarak tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleridir.

            2. TÜZEL KİŞİ OLMAYAN ŞİRKETLER ; TBK' da düzenlenen adi şirketin tüzel kişiliği yoktur. Bundan başka TTK'da düzenlenen donatma iştiraki, yapı ortaklığının; Vergi Usul Kanununda düzenlenmiş olan iş ortaklığının da (joint venture) tüzel kişiliği bulunmaz.

    B. ŞAHIS ve SERMAYE ŞİRKETLERİ

            1.ŞAHIS ŞİRKETLERİ ; Türk hukukunda adi, kollektif ve (adi) komandit şirket şahıs şirketi olarak nitelendirilir(TTK md.124 f-2). Şahıs şirketlerinde maksat ortakların kimliklerinin önemli rol oynaması, sermaye unsurunun belirleyici olmamasıdır.
Şahıs şirketlerinde ortaklar arasında güven önemlidir ve ortaklık esasen güven ilişkisine dayalı olarak kurulur. Ortak sayısı azdır. Ortaklar şirket borçlarından dolayı kişisel ve sınırsız sorumluluk taşırlar.
Şahıs şirketlerinde şirketin yönetimi ve temsili genellikle tüm ortaklara aittir. Kararlar oy birliği ile alınır. Şirket sözleşmesi ancak oy birliği ile alınacak bir kararla değiştirilebilinir. Ortaklar arası ilişkiler karşılıklı güvene dayalı olduğu için, içlerinin birinin ölümü, iflası veya fiil ehliyetini kaybetmesi kural olarak şirketin sona ermesine yol açar.

          2. SERMAYE ŞİRKETLERİ ; Anonim, limited ve paylı komandit şirket Türk hukukunda sermaye şirketi olarak vasıflandırılırlar( TTK md.124 f-2). Sermaye şirketlerinde kişi unsurundan ziyade sermaye unsuru ön plandadır. Bu tür şirketlerin kanunen belirlenen asgari bir sermayeleri bulunması zorunludur.
Sermaye şirketlerinde alacaklılar ortakların mal varlığına başvuramaz. Ortakların şirket  borçlarından dolayı kişisel sorumluluğu yoktur.
Sermaye şirketlerinde ortakların hak ve borçları şirkete getirmeyi taahhüt ettikleri sermayeye göre belirlenir. Ortak ne kadar çok sermaye taahhüt etmişse, elde edilen kardan o derece fazla talep etme ve aynı zamanda oy kullanma hakkının fazla olmasına bağlı olarak şirketin yönetimine katılma imkanı elde eder.
Sermaye şirketlerinde yönetim ve temsil organlara bırakılmıştır. Ortakların ölümü, fiil ehliyetini kaybetmesi veya iflası kural olarak şirketin devamını veya varlığını etkilemez.


    C. ORTAKLARIN YÜKLENDİĞİ SORUMLULUK ŞEKİLLERİNE GÖRE

            1. SINIRLI SORUMLULUK GETİREN ŞİRKETLER ; Anonim, limited ve kooperatif şirkerler de sınırlı sorumluluk esası geçerlidir. Komandit şirketlerde ise komanditer ortak ortak sınırlı sorumluluk yüklenmiştir.
Sınırlı sorumluluk esasına göre , ortaklar şirkete koymayı taahhüt ettiği sermayeden yerine getirmedikleri oranında sorumluluk taşırlar. Şayet ortak şirkete getirmeyi taahhüt etmiş olduğu sermayeyi yerine  getirmemiş ise herhangi bir sorumluluğu kalmamış olur. Eğer sermaye borcunun bir kısmını ödemiş bir kısmını ödememişse ödemediği miktarda sorumlu olur.
Anonim ve Limited şirkette, şirket alacaklılarının doğrudan ortaklara başvurma imkanı bulunmaktadır. Bu şirketlerde sermaye koyma borcunun yerine getirilmesi, ancak şirket tarafından istenebilir.
Komandit şirkette şirket alacaklılarının komanditerlere doğrudan başvurma imkanı bulunmaktadır. Kooperatif şirkette şirket alacaklılarının ortaklara başvurması kural olarak mümkün değilse de , ortakların sorumluluğu konusunda ana sözleşmeyle farklı düzenleme getirilmesi de mümkündür.

          2. SINIRSIZ SORUMLULUK GETİREN ŞİRKETLER ; Şahıs şirketlerinde şirket borçlarından dolayı sınırsız sorumluluk esası geçerlidir. Adi, kollektif ve komandit şirketlerde bu sorumluluk şekli geçerlidir. Adi ve kollektif şirkette tüm ortaklar, komandit şirketler de ise komanditer ortak, şirket borçlarından dolayı alacaklılara karşı tüm malvarlığı ile sorumludur.
Ortakların getirdiği sermayenin niteliği ve miktarı bu konuda önemli değildir. Komandit şirketlerde komanditer ortağın sorumluluğu taahhüt etmiş olduğu sermaye miktarı ile sınırlıdır.
Adi şirketlerde alacaklılar, şirketin borçlarından dolayı ortakların malvarlığına doğrudan doğruya başvurabilirler. Çünkü bu şirkette ortaklar birinci derece de sorumludurlar.
Kollektif şirkette ortakların ve komandit şirkette komandite ortağın malvarlığına doğrudan doğruya başvurulması mümkün değildir. Şirket borcu için ilk önce şirket malvarlığına müracaat edilmesi ve alacağın şirketin tüzel kişiliğinin malvarlığından tahsil edilmeye çalışması gerekir. Eğer alacak şirket malvarlığından elde edilmezse, ancak ondan sonra ortakların malvarlığına müracaat edilebilirler. Buna ortakların ikinci derecede sorumluluğu adı verilir.

   





21 Haziran 2017 Çarşamba

TÜRK TİCARET HUKUKU-3



Bölüm 2 : TACİR YARDIMCILARI 


  • Türk hukukunda tacir yardımcıları esas itibari ile TBK ve TTK' da düzenlenmiştir. TBK' da düzenlenen tacir yardımcıları ticari temsilci, ticari vekil, pazarlamacı, simsar ve komisyoncudur. TTK' da düzenlenen tacir yardımcıları acente, taşıma işleri komisyoncudur.
  • TBK ve TTK' da düzenlenen tacir yardımcılarından bazıları bağımlı bazılarıysa bağımsız tacir yardımcıları olarak düzenlenmiştir.
      BAĞIMLI TACİR YARDIMCILARI

  1. TİCARİ TEMSİLCİ(TİCARİ MÜMESSİL)

       Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemler de ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendini temsil etmek üzere açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.

Özellikleri;
  1. Ticari temsilci ticari işletmede tacirden sonra en yetkili yönetici olduğu için ticari işletmenin çok büyük iş hacmine sahip olduğu ve şube ya da şubelerinin bulunduğu hallerde atanmaktadır.
  2. Gerçek kişi ticari işletmelerde ticari temsilciyi tacir atar.
  3. Tüzel kişi ticari işletmelerde atama yetkili organlarca yapılır. 
  4. Kollektif ve komandit şirketlerde ticari temsilci atanması olağanüstü işlerden sayıldığı için yönetici vasfına sahip olsun ya da olmasın bütün ortakların oybirliği gerekir.
  5. Anonim şirket ve kooparatiflerde yönetim kurulu paylı komanditelerde anonim şirketlerdeki yönetim, kurulu yerine geçen komandite ortaklar tarafından limited şirketllerdeyse esas sözleşmede aksine hüküm yoksa genel kurul tarafından atanır. 
  6. Ticari temsilcinin ticaret siciline kaydı mecburidir. 
  7. Ticari temsilci, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili sayılır. Ticari temsilci, açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz.
  8. Ticari temsilcinin üçüncü kişilerle yaptığı işlemler taciri başlar.
  9. Temsil yetkisi, bir şubenin işleriyle sınırlandırılabilir. Temsil yetkisi, birden çok kişinin birlikte imza atmaları koşuluyla da sınırlandırılabilir. Bu durumda, diğerinin katılımı olmaksızın temsilcilerden birinin imza atmış olması, işletme sahibini bağlamaz. Temsil yetkisine ilişkin az önce sıraladığımız ticaret siciline tescil edilmedikçe, iyiniyetli üçüncü kiişilere karşı hüküm doğurmaz. Temsil yetkisine ilişkin diğer sınırlamalar, tescil edilmiş olsalar bile, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.
  10. Temsil yetkisi karşılıklı güvene dayandığı için tacir ticari temsilciye verdiği temsil yetkisine her zaman geri alabilir. Biz buna azil yani temsil yetkisinin geri alınması veya azletme demekteyiz. 
  11. Bir de arkadaşlar temsil yetkisi ölüm , iflas veya fiil kaybının sonucunda da  sona erer.
2. TİCARİ VEKİL 
       Tacir işletmede daha dar kapsamlı yönetim ve temsil yetkisi ya da sadece tahsis edilen belli bir işi yürütmek üzere elemanlar almak isteyebilir. Kanunda bu ihtiyacı karşılamak için ticari vekil şeklinde bir tacir yardımcısını hükme bağlamıştır. 

Özellikleri ; 
  1. Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmenin bazı  işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir.
  2. Ticari işletmenin alışılmış bütün satış işlerini yapar.
  3. Yetkili oldukları işlemler hakkında fatura imzalamak.
  4. Ticari işletmenin alışılmış işlerinden doğan borçların ifa edilmesi veya bunların hiç ya da gereği gibi ifa edilmemesine ilişkin ihtar veya diğer açıklamaları işletme sahibi adına yapmak; bu nitelikteki ihtar veya diğer  açıklamaları, özellikle alışılmış işlem dolayısıyla teslim edilmiş mallara ilişkin ayıp bildirimlerini ticari işletme adına kabul etmek. 
  5. Ticari vekiller tacir veya ticari temsilci tarafından atanır. açıkça olabileceği gibi kapalı da olabilir.
  6. Genel ticari vekil ticari işletmenin olağan bütün işlerini görmek üzere atanabilmektedir.
  7. Genel ticari vekilinin temsil yetkisi üçüncü kişilere bildirilmek şartıyla sınırlandırılabilir.
  8. Sınırlamalar üçüncü kişilere çeşitli ilan ve bildirim vasıtalarıyla duyurulabilir.
  9. Ticari temsilci için açıklanan istifa, azil , ölüm ve fiil ehliyetinin kaybı gibi sona erme nedenleri ticari vekiller için de geçerlidir.
3. PAZARLAMACI 

     Pazarlamacı, tacir adına işletme dışında faaliyette bulunan ve tacire hizmet ilişkisi ile bağlı bulunan tacir yardımcısıdır. Tacirlere işletmenin dışında gerçekleştirmeyi istediği faaliyetler bakımından, şube açmak ve acente aracılığından yararlanmak dışında sağlanan bir hukuki imkandır.

Özellikleri ; 
  1. Pazarlamacı bağlı tacir yardımcısıdır.
  2. Pazarlamacı ancak tacir adına faaliyette bulunabilir. Esnaf ile sözleşmelerini konu alan sözleşmeler, pazarlamacılık sözleşmesi olarak nitelendirilemez.
  3. Pazarlamacı sürekli bir tacir yardımcısıdır. Bu unsur pazarlamacıyı simsardan ayırmaktadır. 
  4. Pazarlamacının faaliyet alanın işletmenin dışıdır. Bu unsur pazarlamacıyı özel yetkili ticari vekillerden ayırmaktadır.
  5. pazarlamacının temsil yetkisi kural olarak yoktur ve gerçekleştirdiği faaliyet aracılık olarak nitelendirilmektedir. Bu unsur pazarlamacıyı eski düzenlemede yer alan seyyar tüccar memurundan ayırmaktadır.
  6. Pazarlamacı ve tacir arasında ki hizmet ilişkisi, ücreti de pazarlama ilişkisinin bir unsuru yapmaktadır. 
  7. Tacir ve pazarlamacı arasında gerçekleştirilen sözleşmede sürenin sona ermesi, pazarlamacının yetkileri, ücret ve masrafların nasıl ödeneceği, taraflardan birinin yerleşim  yeri yabancı ülkede ise hukukun ve yetkili mahkemenin hangisi olduğu konularını içermelidir. tarafların deneme süresi kararlaştırmaları da mümkündür. Deneme süresi iki ayı geçemez. Bu sözleşme şekle bağlı değildir.
  8. Pazarlamacının belli başlı hakları vardır. bunlar sırasıyla; Ücret hakkı, inhisar(teke) hakkı, masrafları isteme hakkı, hapis hakkıdır.
  9. Pazarlamacıların bir de belli başlı yükümlülükleri vardır. bunlar da sırasıyla; Talimatlara uyma yükümlülüğü, rekabet etmeme yükümlülüğü, bilgi verme yükümlülüğü, iş yerinde çalışma yükümlülüğü, garanti yükümlülüğünün bulunmasıdır.
  10. Pazarlamacılık sözleşmesinin şartları taraflarca düzenlenebilir. Böyle bir düzenleme olmazsa, hizmet sözleşmesinin sona ermesine ilişkin hükümler, pazarlamacılık sözleşmesinin sona ermesine de uygulanacaktır.
            
           BAĞIMSIZ TACİR YARDIMCILARI 

  1. SİMSAR 

       Simsarın taraflar arası sözleşme kurulması imkanının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması halinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir.
Simsarın, bu işi meslek olarak icra etmesi zorunlu değildir. Ancak simsarın bir işletmesi var ve esnaf işletmesi sınırlarını aşıyorsa, tacir sıfatına da sahip olacaktır. bu sebeple simsar bağımsız tacir yardımcısıdır.

Özellikleri ;
  1. Simsarlık sözleşmesi müvekkil ve simsar arasında yapılan ve müvekkilin sözleşme yapabileceği üçüncü kişiyi bulmasını sağlamayı amaçlayan bir sözleşmedir.
  2. Simsar aracılık faaliyetinde bulunur. Simsarın kural olarak temsil yetkisi yoktur.
  3. Simsar müvekkilin menfaatlerini gözetmelidir.
  4. Ücret belirlenmemişse tarifeye, tarife yoksa teamüle göre ödenir.
  5. Zamanaşımı alacağın muaccel olduğu andan itibaren işlemeye başlar beş yıllık zamanaşımına bağlanmıştır.
2. ACENTE 

       Ticari mümessil(temsilci), ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer ya da bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denmektedir.

Özellikleri ;
  1. Acenteler bağımsız tacir yardımcılarıdır.
  2. Acentelik ilişkisi bir sözleşmeye dayanmaktadır.
  3. Acente belli bir yer veya bölge içinde faaliyetini yapar.
  4. Acentelik ilişkisi süreklidir.
  5. Acenteliğin Aracı acente ve Sözleşme yapan acente olmak üzere iki türü vardır.
  6. Acente faaliyetini meslek olarak yürütmektedir.
  7. Acente tacir ve ticari işletme işlettiği ve acenteliği bu çerçevede yaptığı için gördüğü iş karşılığında ücret alır.
  8. Acente gerçek veya tüzel kişi olabilir.
  9. Acentenin belli başlı borçları vardır. Bunlar sırasıyla ; Müvekkilinin işlerini görme ve menfaatlerini koruma, haber verme, talimatlara uyma, önleyici tedbirler alma, rekabet etmeme, 
  10. Acentenin belli başlı hakları vardır. Bunlar sırasıyla ; Ücret isteme hakkı, olağanüstü masrafların ödenmesini isteme hakkı, hapis hakkı, tekel hakkı.
  11. Aracı acentelik kanununda öngörülen asıl acente tipidir.
  12. Acenteye verilen temsil yetkisi sınırlandırılabilir. 
  13. Acente, yetkisi olmaksızın veya yetki sınırlarını aşarak, müvekkili adına bir sözleşme yaparsa müvekkili bunu haber alır almaz icazet verebilir; vermediği taktirde acente sözleşmeden kendisi sorumlu olur.Acente aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili olarak her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule yetkilidir. Acentenin aracı veya temsilci olarak katıldığı sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açılabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir.
  14. Acenteliğin sona gelmesi olayına gelecek olursak sevgili arkadaşlar, acentelikle ilgili düzenlemelerin yanında, acentenin türüne göre aracı acente hakkında simsarlık hükümleri, sözleşme yapan acente hükümleri, sözleşme yapan acente hakkında komisyon hükümleri ve bunlarda da hüküm bulunmayan durumlarda vekalet hükümleri uygulanmaktadır.
BELİRLİ SÜRELİ ACENTELİK SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİ ; Esasen aslında belirli sözleşme olarak yapılır ancak belirli süreli yapılmışsa acentelik sözleşmesi bu müddetin tamamlanmasıyla ve herhangi bir feshi ihbara gerek kalmaksızın kendiliğinden sona erer. Belirli süreli acentelik sözleşmesi sona ermesine rağmen taraflar sessiz kalarak sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirmeye devam ederlerse acentelik sözleşmesi sona ermez, belirsiz süreli hale gelir. 

BELİRSİZ SÜRELİ ACENTELİK SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİ ; Acentelik sözleşmesi belirsiz bir müddet için yapılmışsa her iki taraf üç ay önce ihbar etmek şartıyla sözleşmeyi feshedebilir. Buradaki fesih ihbarının noter aracılığıyla veya telgrafla, iadeli taahhütlü mektupla veya güvenli elektronik imzalı belge ile yapılması gerekir. Belirsiz süreli acentelik sözleşmelerinde feshi ihbar süresi kısaltılamazsa da sözleşmeyle uzatılabilir.

HAKLI NEDENLERDEN DOLAYI ACENTELİK SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİ ; Belirli ya da belirsiz süreli acentelik sözleşmelerinde haklı bir sebebin varlığı halinde karşı taraf sürelere uymak zorunda kalmadan her zaman sözleşmeyi feshetme hakkına sahiptir. Uyuşmazlık halinde gerek acente gerekse de müvekkilin dayandığı sebebin haklı olup olmadığına mahkeme karar verir.

DİĞER SEBEPLERDEN DOLAYI ACENTELİK SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİ ; Taraflardan biri acente gerekse de müvekkilin dayandığı sebebin haklı olup olmadığına mahkeme karar verir. 

    15. Sona ermenin hüküm ve sonuçlarına gelecek olursak ; Sözleşmenin bazı nedenlerle sona ermesi halinde iki çeşit tazminat öngörülmüştür. bunlardan ilki yarım kalan işlere ilişkindir. İkincisiyse acentenin müvekkiline kazandırdığı müşterilerden kaynaklanan talep hakkıdır. İlk olarak bir haklı sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır. Müvekkil, acentenin bulunduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediliyorsa, acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.
    16. Acentelik sözleşmesinden kaynaklanan tüm talep hakları sözleşmenin sona ermesinden itibaren beş yıllık zaman aşımı süresine tabidir.
   17. TTK. md. 103 uyarınca özel kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla acentelikle ilgili hükümlere tabi tutulan kişiler şunlardır ;
  
  • Sözleşmeleri yerli veya yabancı bir tacir hesabına ve kendi adına yapmaya sürekli olarak yetkili bulunanlar
  • Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı tacirler ad ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunanlar.


3. KOMİSYONCU 

Komisyoncu kendi adına müvekkili hesabına hareket eder. Komisyoncu dolaylı temsil ilişkisi çerçevesinde faaliyet gösterir. Komisyoncu, işlemi kendi adına yapar, müvekkilinin hesabına hareket eder. İşlemden doğan hak ve borç değildir, komisyoncu tarafıdır. Çünkü komisyoncu müşteri ile yapılan işlemin tarafı değildir, komisyoncu tarafıdır. Çünkü komisyoncu müşteri ile kendi adına işlemi yapmaktadır. 


 Özellikleri ; 
  1. Alım satım komisyoncusu kendi adına müvekkili hesabına işlem yapar.
  2. Komisyoncunun faaliyet şekli dolaylı temsil ilişkisine dayanır. Bundan dolayı müşteri ile kendi adına yaptığı işlemden doğan hak ve borçları müvekkiline devreder.
  3. Alım satım komisyonculuğunun konusu kıymetli evrsak veya menkul eşya(mal) alım satımıdır.
  4. Komisyoncu bağımsız tacir yardımcısı olmakla birlikte tacirle ilişkisi sürekli değildir. Komisyonculuk ilişkisinde müvekkil tek bir işin görülmesi için yetki verir. Bu nedenle komisyoncu acenteden ayrıdır. Çünkü simsar kendi adı veya hesabına hareket etmez. Kural olarak sadece tarafları buluşturur. Bu yönüyle komisyoncu simsardan ayrıdır. Ancak komisyoncu müvekkili ile sürekli ilişki içinde olmaması ile de simsara benzer. 
  5. Komisyoncu ücret karşılığında faaliyet gösterir.
  6. Komisyonculuk faaliyeti ticari işletme boyutundan yürütülüyorsa işleten tacir sıfatını elde eder. 
  7. Komisyoncunun borçlarıysa ; müvekkiline bilgi vermesi, eşyaya özen göstermesi, sözleşme konusu malı sigorta ettirmesi, müvekkilinden gelen talimatlara uyma ve işi tamamlamasıdır.
  8. Komisyoncunun haklarıysa TBK md. 538-545 hükümlerinde düzenlenmiştir. Ücret hakkı, verdiği avansları ve masrafları isteme hakkı, hapis hakkı, taraf olma hakkıdır.
  9. Komisyonculuk ilişkisi TBK md. 532, f. 2' de yapılan açık atıf gereği vekalet hakkındaki hükümler çerçevesinde son ulur. Buna göre, işin görülmesi, müvekkil veya komisyoncunun ölümü, gaipliği, iflası ve fiil ehliyetini kaybetmesi, istifa ve azil bu ilişkiye son verecektir. Uygun olmayan zamanlarda komisyonculuk ilişkisinden dönen taraf diğer tarafın zararını tazminle mükellef olacaktır.( TBK md. 512) komisyonculuk ilişkisinden kaynaklanan tüm davalar beş yıllık zaman aşımı süresine tabidir. (TBK md. 147, f.5)
  10. Taşıma komisyoncusu alım satım komisyoncusundan farklıdır. Taşıma işleri komisyoncusu kıymetli evrak veya mal alım satım ile meşgul olmayıp, müvekkilin talimatı doğrultulmasında onların bir yerden diğerine nakledilmesine aracılık ederler.
  • Taşıma işleri komisyoncusu kendi adına müvekkili hesabına eşya taşıtmayı taahhüt eder.
  • Taşıma işleri komisyonculuğu eşyanın yer değiştirmesine yönelik bir faaliyettir.
  • Taşıma işleri komisyonculuğu devamlı yapılan bir iştir.
  • taşıma işleri komisyonculuğu ücret mukabilinde yapılır.
Taşıma İşleri Komisyonculuğunun Borçları ; 
  • Ana borcu eşyayı taşımak ve bunun için bir taşıyıcı bulup onunla sözleşme yapmaktadır. Bu borcunu yerine getirirken basiretli bir tacir gibi hareket etmeli,, müvekkilinin menfaatlerini korumalı ve onun talimatlarına uygun davranmalıdır.
  • Müvekkil eşyanın taşınması esnasında ortaya çıkabilecek hasar rizikolarına karşı onu koruyucu ambalaj içinde komisyoncuya teslim etmelidir. Komisyoncu kendisine teslim edilen eşyanın dışarıdan tespit edilecek eksikliklerini veya ayıbını bulup denetlemekle yükümlüdür.
  • Müvekkilinin menfaatlerini koruyup ,talimatlarına uyumalıdır.
  • Her hangi amaçla tedbir için taşıyıcıya koruyucu ambalajla teslim etmelidir.
  • Müvekkilin emirlerini, taşıyıcıya iletmek.
  • Komisyoncu üstlendiği işi bizzat gerçekleştirmelidir.
Taşıma İşleri Komisyonculuğunun Hakları ;

  • Ücret isteme hakkı
  • Masraf ve avansların ödenmesini isteme hakkı
  • Hapis hakkı
  • Komisyoncu taşıyıcının ücretini ödediği anda onun hakları kendisine geçer .
Taşıma İşleri Komisyonculuğunun Sona Ermesi ve Zamanaşımı ;
  • TTK md. 917-930' da taşıma işleri komisyonculuğunun sona ermesi düzenlenmiştir. Alım satım komisyonculuğuna göre işin görülmesi, istifa, azil, ölüm, gaiplik, fiil ehliyetinin kaybı, iflas, sona erme nedenleri olarak sayılacaklardır.Taşıma işleri komisyonculuğu sözleşmesinden doğan tüm talepler bir yılda zamanaşımına uğrar. Ağır kusur ve kastın bulunması halinde zamanaşımı süresi üç yıldır.

























3 Mayıs 2017 Çarşamba

TÜRK TİCARET HUKUKU-1




             Sevgili arkadaşlar ticaret hukukunu iyi kavramanın yolu öncelikle ticaret hukuku kavramının     hangi anlam veya anlamları teşkil ettiğini kavramaktan geçer. Ticaret hukukunu kavradıktan sonra     ticaret hukukunun özelliklerinin yanında ticari işletmeler ve ticari iş'in ne demek olduğuna dair           ufakta olsa bir parıldama olur ise aklınızda eminim ki ticaret hukukunun üstesinden gelirsiniz.             Şunu bilin ki arkadaşlar ticaret hukuku aslında çok kolay gibi gözükür ancak işin içine girmeye           başladıktan hemen sonra bocalamalar başlar. Ancak en önemli nokta işte tam da burada başlar.             Ticaret hukuku da tıpkı ceza hukuku gibi birbiri içinde bir çok tanım, koşul ve şarttan                           oluşmaktadır. Temelindeki ince ayrıntıları elimden geldiğince basit düzeye indirerek sizlere                 anlatmaya çalışacağım umarım ki sizler için faydalı olabilirim.Şimdi ticaret hukuku kavramını             birlikte çalışmaya başlayarak ilk adımımızı atalım.



      TİCARET HUKUKU KAVRAMI 

  Sevgili arkadaşla, üretim ,değişim ve tüketim aşamalarındaki faaliyetleri düzenleyen ve bunları kou edinen hukuk dalına bizler ticaret hukuku demekteyiz.

     TİCARET HUKUKUNUN ÖZELLİKLERİ

  1. Özel Hukuk Dalı Olması : Taraflar irade özgürlükleri uyarınca sözleşme yapıp yapmama konusunda serbest oldukları gibi girdikleri sözleşme ilişkisinin içerik ve kapsamını belirlemede kural olarak serbesttirler ve belirlemede kural olarak serbesttirler ve taraflar arasında birr denge vardır.
  2. Medeni Hukuk ve Borçlar Hukuku ile Bağlantılı Olması : Ticaret hukuku özel hukukun bir dalı olması nedeniyle medeni ve borçlar hukuku ile bir bütünlüğü söz konusudur.
  3. Uluslararası Niteliği : Globalleşen dünyada geçerli hukuk sistemi yaratma çabasını taşıyan belli başlı hazırlıklar vardır. Bu hazırlıklar TTK'da yenilik yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Yeni kanun yapılırken ticaret hukukunun uluslararası niteliğinden etkilenmiştir.



     Bölüm 1 . Ticari İşletme 


    Ticari İşletme : Esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedefleyen faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmelerdir.

    Ticari İşletmenin Özellikleri : 

  • Gelir sağlamayı hedefleme
  • Devamlılık
  • Bağımsızlık
  • Esnaf faaliyeti sınırlarını aşma

    Ticari İşletmenin Unsurları :

  • Şahıs varlığı unsurları, tacir ve tacir yardımcıları
  • Malvarlığı unsurları, gerçekte tacirin malvarlığı içinde yer almaktadır 
             ↪ Maddi Malvarlığı Unsurları, makina, bina, nakilde kullanılan taşıtlar.
             ↪ Maddi Olmayan Malvarlığı Unsurları, ticaret unvanı, işletme adı, marka, patent, telif hakları, kiracılık hakları, teknik bilgi hakkı gibi..


    Ticari İşletmelerde Merkez ve Şube Kavramları : Ticari işletmenin ticari, hukuki ve idari faaliyetlerinin toplandığı ve işlerinin yürütüldüğü yer merkez' dir.
Bir ticari işletmeye bağlı olup ister merkezin bulunduğu sicil çevresinde ister başka sicil çevresinde ister başka sicil çevresinde, bağımsız sermayesi veya muhasebesi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kendi başına sınai ve ticari faaliyetin yürütüldüğü yerler ve satış mağazaları şube ' dir.

    Ticari İşletmelerde Önemli Bazı Hukuksal Olay ve İşlemler :

⭐Ticari İşletmenin Devri :

  • Bir malvarlığı veya bir işletmenin aktif ve pasifleriyle birlikte devredilmesidir.
  • İşletmenin devri kural olarak tüm unsurları kaplarken hepsinin olması şart değildir. Asgari şartların gerçekleşmiş olması yeterlidir.
  • Devrin şekli ve koşulları ; 
  1.  Yazılı şekil şartı vardır. Ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi gerekmektedir.
  2. İşletme alacaklılarının devre onay vermelerine gerek yoktur.
  3. Bazı özel kanunlar gereği başka bazı koşulların yerine getirilmesi gerekir. 
  4. İnbar.
  •  Devrin sonuçları ;
  1. Devreden(gerçek kişi) tacir, devirden dolayı tacir sıfatını kaybeder ama ticaretir terkinin ilanından itibaren bir yıl daha borçlardan iflas yoluyla takip edilebilir.
  2. Devirle, ticari işletmenin unsurları devralana geçer.
  3. Devralan, devraldığı üçüncü kişilere bildirdiği veya alacaklılara ilan ettiği andan itibaren işletmenin daha önceki borçlarından sorumludur.
  4. Devralan varlığını bilmediği borçlardanda sorumludur.
  5. Devreden devrin ilan veya ihbarına kadar doğan borçlardan dolayı devralanla birlikte iki yıl süre ile müteselsilen sorumludur. Yalnız arkadaşlar vadeye bağlanmış borçlarda muacceliyat tarihinden itibaren işlemeye başlar.
  6. Temsil yetkisine ilişkin değişikliklerde gerçekleşmektedir.
  7. Kiralanan bir alanda faaliyet göstermesi halinde, kira ilişkisinin geçmesi için kiralayanın onayı gerekir. 
Ticari İşletmenin Rehni :
  • Krediye ihtiyaç duyan ticari işletmeler şahsi teminat örneğin kefalet veya ayni teminat örneğin rehin gösterebileceklerdir.
  • Rehin ilişkisinin taraflarına gelince; 
  • Kredi kuruluşları , tacir esnaf, çiftçi, üretici, serbest meslek erbabı gerçek ve tüzel kişiler arasında, tacir ve esnaflar arasında tesis edilebilir.
  • Rehin ilişkisi bankalar, tacir ve esnaflar arasında olabilir.
  • Rehin ilişkisinin kurulmasına gelince ;
  • Rehinli taşınır sicili'ne tescil edilmesiyle kurulur.
  • Elektronik yada yazılı ortamda, elektronik ortamda yapılmışsa elektronik imzaylaonaylanmalıdır. Yazılı olarak yapılmışsa tarafların imzalarının noterce onaylanması veya sözleşmenin sicil yetkisinin huzurunda imzalanması gerekir.
  • Sözleşmeye tarafların ticaret unvanı, MERSİS numarası, temsil veya yetkili temsilcinin adı soyadı, imzası, borcun konusu, miktarı, miktarı belli değilse rehnin ne miktar için güvence teşkil ettiği , ödenecek para cinsi ve rehin azami miktarı, rehne konu varlıkla bu varlığın ayırt edici özelliği belirten seri numarası, markası, üretim yılı, belge seri numarası, varrsa GTİP veye PRODİR sanayi ürünü kodu gibi hususlar yazılır.

 Rehin İlişkisinin Kapsamı :

  • Alacaklar, çok yıllık ürün veren ağaçlar, fikri ve sınai mülkiyete konu alan haklar, hammadde, hayvan, her türlü kazanç ve iratlar, kira gelirleri, makina, araç, ekipman,stok...
  • Rehin İlişkisinin Hüküm ve Sonuçları ; 
➖ Tarafların hak ve yükümlülükleri sözleşmede belirlenir.
➖Rehin konusu mallar, borçlunun elinde durmaya devam etmektedir.
➖Rehin alacaklısı, denetleme hakkına sahiptir.
➖Rehin veren veya taşınırı rehin yüklü olarak devralan rehinli varlığı TRK'nın hilafına kullanması, borcu ödamemesi gibi durumlarda rehin alacaklılarının şikayeti üstüne borç tutarının yarısını geçmeyecek şekilde adli para cezası uygulanır.

  • Rehin Borçlusunun Temerrüdü Süresinde İfa Edilememişse ;

➖Rehinli taşınırın mülkiyetinin devrini talep edebilir.
➖Alacağını, faaliyet gösteren varlık yönetim şirketlerine devredilebilir.
➖Rehin alacaklısı zilyetliğin devrine konu olmayan varlıklarda kiralama ve lisans hakkını kullanabilir.
➖Yukarıda saydığım yollarla alacak tahsil edilmemişse, takip genel hükümler çerçevesinde yapılır.

  • Rehin İlişkisinin Sona Ermesi ;

➖Rehin borçlusu işletme sahibi borcunu öderse rehin (fer'i hak) sona erer.

TİCARİ İŞLETMENİN TİCARET ŞİRKETLERİNİN BÖLÜNMESİ ve TÜR DEĞİŞTİRMESİNE KONU OLMASI
   Bir ticari işletme bir ticari şirketle onun tarafından devralınmak suretiyle birleşebilir. Söz konusu ticaret şirketlerinin paylarının tümü, ticari işletmeyi işletecek kişi veya kişiler tarafından devralınmalı ve ticari işletme bu kişi veya kişiler adına ticaret siciline tescil ve ilan edilmelidir. Ticari işletmeye dönüştürülen ticaret şirketi, bir kollektif veya komandit şirketse mezkür ticaret şirketinin borçlarından, ticari işletmeyi işletecek kişi ve kişilerle ticaret şirketinin eski ortaklarıda üç yıllık süreyle müteselsilen sorumlu olurlar.

NOT, Bu sorumluluk kollektif şirket ortakları ve komandite ortak bakımından sınırsız, şirketteki komanditler ortak bakımından sınırlıdır.

 Ticari İşletmenin Mirasçılara Geçmesi 

   İntikal kuralları içinde mirasçılara geçecektir.

 Ticari İş

 Ticari iş nitelendirilmesinde ölçütler ;

  • TTK'da düzenlenen işler
  • Bir ticari işletmeyi ilgilendiren işler

 Ticari İş Karinesi


    Tüzel kişi tacirlerin özel alanı yoktur, bütün işleri ticari iş niteliğindedir. Tüzel kişi tacirler bakımından aksi ispatlanmaz, gerçek kişi tacirler aksi ispatlanabilir. Gerçek kişi tacir hukuki işlem yaptığı esnada işlemin ticari işletmesiyle ilgili olmadığı karşı tarafa açıkça bildirirse ; İşin ticari sayılmasına durum elverişli olmazsa.

 Bir Taraf İçin Ticari Sayılan İşler

    Bir taraf için ticari sayılan işlemin diğer taraf içinde ticari sayılması yalnızca sözleşmeler bakımından geçerlidir. Uyuşmazlık halinde ticari sayılmaz ve ticaret mahkemelerinde görülmez.

 Ticari İş Sayılmaya Bağlanan Hukuki Sonuçlar

  1. Ticari İşlerde Teselsül Karinesi; Ticari borca müteselsil kefalet karinesi kabul edilmiş olduğu için borcun ifa edilmemesi nedeniyle alacaklı asıl borçluya müracata mecbur olmaksızın doğrudan doğruya müteselsil kefile başvurabilecektir. 
  2. Ticari İşlerde Faiz; Faiz, para alacağının süreye bağlı olarak tahakkuk  eden bir semeredir. Faiz getirisinin yüksekliği anaparanın miktarına, süreye ve faiz oranına bağlıdır. Asıl borç ödeme veya başka bir nedenli ortadan kalkarsa faiz alacağı da sona erer. Taraflar kendi aralarında anlaşırsa anaparayı, faizden ayırmak mümkündür.
Faiz Çeşitleri kendi içinde ikiye ayrılmaktadır öncelikle bunu öğrenelim.

🔸Anapara Faizi ; Belli bir miktar paradan belli bir süre ayrı kalma nedeniyle vadeye kadar işleyen faizdir.

🔸 Temerrüt Faizi ; Vadesinde ödenmeyen bir para borcundan dolayı vadeyi takip eden günden itibaren işlemeye başlayan faizdir.

Şimdi sevgili okurlar faizi uygulanacak oranı dikkate alındığındaki çeşitlerini öğreneceğiz.

🔸 Kanuni(Yasal) Faiz ; Kanuni faiz oranı yasa tarafından belirlenen anapara veya temerrüt faizini ifade eder.

🔸 Akdi (Sözleşmesel) Faiz ; Oranı taraflarca akitle kararlaştırılan anapara veya temerrüt faizini ifade eder.

Şimdide sıra hesaplama şekli dikkate alındığındaki faiz çeşitlerini incelemeye geldi.

🔸 Basit Faiz ; Belli bir miktar para borcuna belirli bir süre için faiz oranı dikkate alınarak faiz tahakkuk ettirilmesidir.

🔸 Birleşik Faiz ; Belirli bir para borcuna belli bir dönem sonunda tahakkuk eden faizin anapara borcuna eklenerek oluşan toplum miktara belirli dönemler sonunda tekrar faiz işletilmesi ve bu işlemin her defasında tekerrür etmesi yoluyla oluşan faizdir.

Sevgili meraklı okuyucular pek karşınıza çıkacağını size bu konuda soru yöneltileceğini pek düşünmüyorum ama benim gibi meraklısı olan bi köşede fazladan bir bilgiden bir şey çıkmaz diyenler için ufak bi not düşmek istiyorum buraya ..

Tazminat Faizi : Haksız fiil neticesinde oluşan zarara karşılık hesaplanan para borcuna zararın gerçekleşmesinden itibaren işletilen faizdir. Tazminat faizi aslında temerrüt faizinin bir çeşididir.

 Ticari İşlerde Faizin Özellikleri

1. FAİZİN İŞLEMEYE BAŞLAYACAĞI TARİH :
Hukuksal ilişkinin tarafları tarihi serbestçe kararlaştırabilirler. Taraflar tarih belirlememişse, faiz vade tarihinden itibaren işler, vade belli değilse faiz ihtar tarihinden itibaren işler.

2. KARARLAŞTIRILMIŞ OLMASA DAHİ FAİZ İSTENEBİLMESİ ; Ticari olan veya olmayan bir kimseye , ticari işletmeye, bir iş veya hizmet gören tacir, uygun bir ücret isteyebilir. Verdiği avans veya yaptığı masraflar için ödeme tarihinden itibaren faize de hak kazanır.

3. BİLEŞİK FAİZ UYGULANMASI( FAİZE FAİZ YÜRÜTÜLMESİ) ; Bileşik faizin yasaklandığı iki hal vardır.

☄Her iki tarafı da tacir olmak kaydıyla cari hesap sözleşmeleri

☄Her iki tarafı da tacir olmak kaydıyla her iki taraf bakımından ticari iş niteliği bakımından ticari iş niteliğindeki ödünç sözleşmeler.

NOT, Her iki istisna bakımından , faizin anaparaya eklenebileceği dönemler üç aydan az olamaz.

4. DAHA YÜKSEK ORANDA TEMERRÜT FAİZİ ORANI İSTEYEBİLME İMKANI ; Adi işlerde sözleşmeyle anaparanın faizinin belirlenmediği fakat faiz oranının tespit edilmediği hallerde kanuni faiz oranı geçerli olacaktır. Bu oran %9' dur. Bu şekilde temerrüt faizi ile ticari işlerde temerrüt faizi farkı oluşturulmuştur. Adi işlerde temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa temerrüt faizi kanunen en fazla sözleşmeyle belirlenen anapara faizi oranı kadar olabilmektedir, ticari işlerdeyse sözleşmeyle belirlenen anapara faiz oranının temerrüt faizi olarak'da geçerli olabilmesi için TC. Merkez Bankasının belirlendiği avans faizinden daha fazla olması gerekir. Yoksa, sözleşmeyle belirlenen faizden daha yüksek olan avans faiz oranı uygulanır. Bu neticede, avans faizinin yüksekliğine göre adi işlerle ticari işler arasında temerrüt faizi bakımından farklılığa yol açar daha fazla temerrüt faizi talep etme imkanına yol açar.

FAİZ ORANLARI 

   Taraflar ( adi ve ticari ) kendileri kararlaştırır ancak bir üst sınırı vardır. Adi işlerde faiz bakımından; 
Tarafların kararlaştıra bilecekleri faiz oranı, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenecek oranın, anapara borcunda yüzde elli fazlasını, temerrüt faizinde ise bu faizin yüzde yüz fazlasını aşamaz.
Adi işlerde kararlaştırılan akdi faiz oranı kanuni faiz oranından yüksekse temerrüt faizi sözleşmeyle belirlenen anapara faizi oranından az olamaz. 

EN YÜKSEK SINIRI AŞAN TİCARİ İŞLEMLERİN HUKUKSAL DURUMU : Kısmi geçersizlik !
    Bir sözleşme gereğince yerine getirilmesi gereken edimler hakkında kanun veya yetkili makamların kabul etmiş olduğu en yüksek sınırı aşan sözleşmeler, en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılır ve bu sınırdan fazla edimler hata ile yapılmış olmasa da geri alınır.

TİCARİ İŞLERDE ZAMANAŞIMI SÜRELERİ : Kanunda aksine hüküm var olmadıkça ticari hükümler öngören kanunlarda tayin olunan zamanaşımı süreleri taraflarca sözleşmeyle değiştirilemez.

















   

1 Mayıs 2017 Pazartesi

HUKUKTAKİ TEMEL KAVRAMLAR- 5



      Bölüm 12 : SORUMLULUK KAVRAMI

         Bu bölümde hukuktaki sorumluluk, siyasi sorumluluk,cezai sorumluluk,mali sorumluluk olmak üzere 3 sorumluluk türü inceleyeceğiz.

              1.SİYASİ SORUMLULUK 

       İdarecilerin "egemen"liğe karşı olan sorumluluğudur.

       A. KOLLEKTİF SİYASİ SORUMLULUK :

    Bakanlar kurulu hükümetinin genel siyasetinin yürütülmesinden dolayı TBMM karşısında bakanlar kurulunun bütün üyelerinin birlikte sorumlu olması demektir. Gerçekleşme usülu güven oyudur.

      aa) Göreve başlarken güven oyu : Göreve yeni başlayan bakanlar kurulu TBMM'den güven istemek zorundadır. TBMM yeni kurulan bakanlar kuruluna güven oyu vermezse, kurulmuş olan bakanlar kurulunun görevi sona erer.

     bb) Görev sırasında güven oyu : Bir bakan kendi için meclisten güven oyu isteyemez.Ancak güven isteme bakanlar kurulu kararıyla yapılamaz. Doğrudan başbakan tarafından yapılır.Güven isteme meclise bildirilmesinden bir tam gün geçmedikçe görüşülemez ve görüşmelerin bitiminden bir tam gün geçmedikçe oya konulamaz. güven isteme üye tam sayısının salt çoğunluğu ile red edilebilir(Anayasanın 111.Maddesi hukukçular açısından Turgut Özal kuralı olarak geçer.)

     cc) Gensoru sırasında güven oyu : Gensoru görüşmeleri sırasında bakanlar kurulu hakkında güven oylamasına gidilebilir(Anayasanın 99/3-4 )Bu iki durumda ortaya çıkar. Gensoru görüşmeleri sırasında milletvekileri veya siyasi parti grupları güvensizlik önergeleri verebilirler. Bu güvensizlik önergeleri sonucunda güven oylaması yapılmaktadır. Gensoru görüşmeleri sırasında bakanlar kuruluda güven isteyebilir..

      B.BİREYSEL SİYASI SORUMLULUK :

    Bakanların parlamentoya karşı tek tek sorumluluğu anlamına gelir. TBMM yalnızca bir bakanı görevden alabilir.(AY 112-2).


              2.CEZAİ SORUMLULUK 
   
     
      İnsanların ceza hukukundan kaynaklanan sorumluluğu demektir. Karar vermeye adli yargı düzeninde bulunan ceza mahkemesi yetkilidir. Cezai sorumluluk, kişisel bir sorumluluktur. Özel hukuk veya Kamu hukuku tüzel kişilerinin cezai sorumluluğu olamaz. Cezai sorumluluğa kişinin suç işlemesi yol açar. Suçsa kanunun suç olarak tanımladığı insan davranışıdır. Bir insan davranışı belirli bir toplumsal çevrede ne kadar zararlı görülürse görülsün, ceza kanunu tarafından suç olarak tanımlanmadıkça suç teşkil etmez ve bu davranışı yapan kişi cezalandırılamaz. Buna "kanunsuz suç olmaz " ilkesi denir. aynı şekilde fiil suç teşkil etse bile, suç işleyen kişiye kanunun o suç için öngördüğü cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Buna da " kanunsuz ceza olmaz " ilkesi denir.

     A. SUÇUN MADDİ UNSURU : 

  •  Hareket : Bir kişinin bir suç işlediğinden bahsedilemez ve bu kişinin cezai sorumluluğunun doğduğunu söyleyebilmek için her şeyden önce bu kişinin bir harekette bulunmuş olması gerekir. Dış dünyaya yansımış düşünceler, hareket değildir ; bunlardan dolayı kişiler sorumlu tutulamaz. 
  • Netice : Dış dünyadaki bir değişikliktir. Örneğin, Mala zarar verme 
  • Nedensellik Bağı : İlliyet rabıtası denen nedensellik bağı en kısa bir şekilde hareket ile netice arasında sebep- sonuç ilişkisi olarak tanımlanabilir. 


      B. SUÇUN MANEVİ UNSURU : 

        Bir fiilin suç teşkil edebilmesi ve failin suçtan sorumlu tutulabilmesi için fiilin bilerek ve isteyerek yapılması iradi olması özelliğine "suçun manevi unsuru" denir. Failin genel olarak kusurlu bir şekilde hareket etmeye ehil olması gerekir. Failin somut olayda kusurlu bir şekilde hareket etmesi gerekir. Bunlardan birincisine isnat yeteneği denir, ikincisineyse kusurluluk denmektedir.

  •  İsnat Yeteneği : Kişinin kendi hareketlerinin anlamını kavrayabilme ve bunları yapmayı isteme gücüne sahip olması demektir. Yaş küçüklüğü , akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik , geçici nedenler, istemeyerek sarhoşluk, uyuşturucu madde etkisi, ortadan kaldırır veya zayıflatır. 
  • Kusurluluk : fiili, bilerek ve isteyerek yapmış olması gerekir. Suçun manevi unsuru asıl meydana getirilen şey kusurluluktur. Bir kişinin kusurlu olması için kasıtlı ve taksirli olması gerekir.
   a) Kast : Bilerek- isteyerek gerçekleştirilmesidir. Olası Kast : Failin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halidir. Müebbet hapiste 20 ile 25 yıl arası diğer suçlardaysa temel ceza üçte birinden yarısına kadar iner.

   b) Taksir : Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
Taksirli suçun cezalandırılmasının nedeni şudur ; Fail, uygulanması gereken davranış kurallarına uymak suretiyle önleyebileceği bir fiili, bu kuralları ihlal etmek suretiyle istemeyerek gerçekleştirmiş olmaktır. taksirli suçlarda da fail, kısıtlı suçlarda olduğu kadar olmasa da yine kınanabilir niteliktedir.

           CEZAİ SORUMLULUĞUNU ORTADAN KALDIRAN HALLER ;


  •     Kaza ve Tesadüf (Beklenmeyen Hal ) : Öngörülmesi ve önlenmesi mümkün olmayan ama failin hareketi sebebiyle ortaya çıkan neticedir. Kaza ve tesadüf nedensellik bağını ve dolaylı olarak da kusurluluğu ortadan kaldırır. 
  •    Mücbir Sebep  : Failin dışındaki sebeplerden kaynaklanan neticedir. Örneğin, Uçağa yıldırım düşmesi .
  •    Cebir : Başkası tarafından zorla suç işlemesine zorlamak. Örneğin, Nöbetçiyi zorla nöbet yerinden ayırmak.
  •    İkrah ve Tehdit : Hala var olan ve gelecekte gerçekleşecek bir zarardan kendisini veya bir başka kişiyi kurtarmak için kendinden istenen suçu işlemesi.
  •    Meşru Müdafaa : Birinin ağır ve haksız bir saldırıya karşı kendisini veya bir başkasını korumak için gösterdiği zorunlu tepkidir. 
  •    Iztırar Hali : Bilmeden bir tehlikeden kendini veya bir başkasını kurtarmak için suç işlemek zorunda kalmasıdır. Örneğin dağda kalan birinin zorla birinin evine girip yemek alması. 
                     3. MALİ SORUMLULUK 

        Bir kişinin diğer kişiye verdiği zararın, zarar verenin mal varlığına devlet aracılığıyla cebren el konularak tazmin edilmesidir. 

               A. MEDENİ SORUMLULUK 


        Hukuki sorumluluk ve özel hukuk sorumluluğuda denir. Bir kişinin diğer kişiye özel hukuk alanında  verdiği zararı gidermesi demektir. Devlet zoruyla edimin ifasına sorumluluk denmektedir. Özel hukukta sorumluluk borcun müeyyidesidir. Borçsa sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme'den doğmaktadır.

  • Akdi Medeni Sorumluluk : Borçlunun sözleşme hükümlerine aykırı olarak alacaklıya vermiş olduğu zararı tazmin yükümlülüğü olarak tanımlanmıştır. Sözleşme iki tarafın bir hukuki sonucu elde etmek için iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun surette açıklamaları denmektedir. 
  • Haksız Fiil Sorumluluğu : Hukuka aykırı olan ve başkalarına zarar veren davranışlardır. Bu tür davranışlar neticesinde ortaya çıkan zararı, zarar veren kişi tazmin etmekle yükümlüdür.Buna haksız fiil sorumluluğu denir. 


  • Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Sorumluluk : Bir kimsenin haklı bir sebep olmaksızın bir başka kimse aleyhine zenginleşmesidir. Burada bir kişinin mal varlığı artarken diğerinde de azalma olur. 
Sorumluluğun işletilmesi : Tazminat borcunun doğması anlamına gelir. Medeni sorumluluğun bir müeyyidesidir.
        
              B. iDARİ SORUMLULUK

           İdarenin sorumluluğu denmektedir. İdarenin bakanlar hariç diğer makamlarının siyasi sorumluluğu yoktur. İdarenin cezai sorumluluğu da bulunmamaktadır, çünkü idare denilen şey bir tüzel kişililerin cezai sorumlulukları olmaz.


  •  Akdi İdari Sorumluluk : İdarenin bir özel kişi ile yapmış olduğu idare sözleşme hükümlerine aykırı olarak sözleşmeci özel kişiye vermiş olduğu zararı tazmin ile yükümlüdür. Örneğin, imtiyaz sözleşmeleri, iltizam, kamu istikrarsız sözleşmeleri, idari hizmet sözleşmeleri gibi sözleşmeler idari nitelikte olan sözleşmelerdir. 
  • Sözleşme Dışı İdari Sorumluluk : İdarenin tek yanlı işlemleri ve eylemleriyle kişilere verdiği zararları tazmin etmesi yükümlülüğü olarak tanımlanmıştır. 
    a) Kusurlu sorumluluk : İdarenin hukuka aykırı bir eylem ve işlemiyle zarar verdiği bir kişinin zararını tazmin etmesi yükümlülüğüdür. Kusur, idarenin yürüttüğü hizmetin hiç işlememesi veya geç işlemesi demektir.

   b) Kusursuz sorumluluk : Eylem ve işlemlerinden doğan zararı bazı durumlarda, kusuru olmasa bile tazmin etmesi yükümlülüğüdür. 

        aa) Risk İlkesi : İdare, bir kusuru olmasa da yürüttüğü tehlikeli faaliyetler veya kullandığı tehlikeli araçlar nedeniyle ortaya çıkan zararı tazmin etmekle yükümlüdür.
   
       bb) Fedakarlığın Denkleştirilmesi İlkesi : Kamu külfetleri karşısında vatandaşların eşitliği ilkesidir. İdarenin nimetleri tüm toplum tarafından paylaşılan hukuka uygun eylem ve işlemlerinin külfetlerinin sadece belli kişi veya kişilerin uğradığı zararı, idarenin bir kusuru olmasa bile tazmin etmesini öngörmektedir. 


             İDARENİN SORUMLULUĞUNUN ŞARTLARI : 
  1. İdarenin bir fiilinin bulunması gerekir. İdarenin eylem ve işleminin bulunması şartı idarenin hem kusurlu sorumluluğu hem de kusursuz sorumluluğu için geçerlidir. 
  2. İdarenin fiilinin kusurlu olması gerekir ama kusursuz sorumluluğu için değil, sadece kusurlu sorumluluğu için geçerli olan bir şarttır. 
  3. İdarenin sorumluluğu olması için ortada bir zarar olması gerekir.
  4. "zarar" ile "zarar veren bir olay" arasında nedensellik(illiyet bağı)  bağı bulunması gerekir. Neden- sonuç ilişkisinin bulunması anlamı olarak da tarif edebiliriz. Nedensellik bağı iradenin sorumluluğu için olmazsa olmaz koşuldur. Nedensellik bağı şartı iradenin hem kusurlu sorumluluğu hem de kusursuz sorumluluğu için geçerlidir.


Bölüm 13 : BORÇ KAVRAMI


             Bu bölümde özellikle şunu belirtmek isterim sevgili arkadaşlar . 22 Nisan 1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu, 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren yürürlükten kalkmış ve yeni Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe girmiştir. Aralarında gerek sistem, gerek içerik olarak çok büyük farklılıklar bulunmamaktadır. Ancak dilleri arasında büyük farklılık vardır. Pek çok hukuki terim değişmiş yerini yeni hukuki terimlerin aldığını görmekteyiz. Şüphesiz incelediğiniz taktirde göreceksiniz ki  dildeki değişikliklere paralel olarak  kanunların dili de değişmiştir.

             1.BORÇ KAVRAMI 

          En dar anlamda borç, para borcunu ifade ederken, dar anlamda ki borç hukuki ilişkide iki kişiden birinin diğerine karşı yerine getirmekle yükümlü olduğu şeyi ifade etmektedir. Geniş anlamda borçsa alacaklı ve borçlu arasındaki mevcut olan hukuki bağı ifade eder. Buna bizler borç ilşkisi demekteyiz.

BORÇ İLİŞKİSİ KAVRAMI : İki taraf arasında mevcut olan ve kendisine borçlu denen tarafın alacaklıya karşı edim adı verdiğimiz belli davranış biçiminde bulunmakla yükümlü kılınan bağdır.

BORCUN KAYNAKLARI : 

       A. Hukuki İşlemlerden ( Sözleşmelerden ) Doğan Borçlar :
   Hukuki işlem, hukuki sonuç doğurmaya yönelik irade açıklaması ya da açıklamalarıdır. ikiye ayrılır

  • Tek taraflı hukuki işlemler
  • Çok taraflı hukuki işlemler, çok taraflı hukuki işlemlerse yine kendi içerisinde ikiye ayrılmaktadır. Kararlar ; birden fazla kişinin iradelerinin karşılıklı değil, aynı yönde açıkladıkları çok taraflı hukuki işlemlerdir. Sözleşmeler : En az 2 kişinin aynı hukuki sonucu doğurmaya yönelik olarak karşılıklı ve birbirlerine uygun irade açıklamalarıdır.
  1. Sözleşme Kavramı; İki tarafın bir hukuk sonucu elde etmek üzere iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun surette açıklamalarıdır. 
  2. Sözleşmenin Kurulması( Sözleşmenin Unsurları) ; 
    a) Öneri : Sözleşme yapma teklifi veya çağrısı niteliğindedir. Sözleşmenin esaslı noktalarını kesinlikle içermelidir. Ciddi bir dili olmalı , Öneriye bağlanma niteliği şartını taşımalıdır.
   b) Kabul : Öneren kişinin yapmış olduğu öneriye karşı tarafın vermiş olduğu olumlu cevaptır. Açık olacağı gibi örtülü de olabilir. 

      3. Sözleşmenin Şekli 

     a) Kural : "Şekil serbestliği" ilkesini kabul etmiştir. Sözleşmelerin geçerliliği kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbiri şekle bağlı değildir. Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça istedikleri sözleşmeyi istedikleri biçimde yapabilirler.

    b) Yazılı Şekil : Metin, metnin altında imza olmalıdır. İmzalı mektup, imzalı telgraf ...örnek olabilir.

    c) Resmi Şekil : Resmi senet, mal rejimi sözleşmesi , vasiyetname ...
       4. Muhtelif Sözleşme Türleri( Özel Borç İlişkisi) 
    a) Mülkiyetin Devri Amacı Güden Sözleşmeler : Bir şeyin mülkiyetini bir kişiden diğer kişiye doğru devretmektir.

    aa) Satış : Satılan şey , bedel , anlaşma gibi üç unsuru vardır. İki tarafa da borç yükleyen bir sözleşmedir.
  
    bb) Mal Değişimi : Malın mal ile değiştirilmesi dolayısıyla trampada bedel ödenmesidir. Geri kalan özellikleri ise satış sözleşmesi ile birebirdir.

    cc) bağışlama : Karşılık beklemeksizin devretme işlemidir. İvazsız bir sözleşmedir.

   b) Kullanma Amacı Güden Sözleşmeler : 

   aa) Kira Sözleşmesi : kendi içinde ikiye ayrılırlar. Adi Kira, ürün vermeyen şeylerin kirası adi kira dır. Ürün Kirası ise arkadaşlar adı ile tamamen bağdaşmıştır, ürün veren şeylerin kirasıdır.Son olarak da Ürün Kirası ile karşı karşıyayız bu ise kiracıya yalnızca kiracıya kiralanan şeyi kullanmanın yanında ürün veya ürünlerinden yararlanma hakkı da vermektedir. 

Kira Sözleşmesinin Sona Eriş sebepleri ; Sürenin dolmasından kaynaklanması, Fesih ihbarı veya Fesihten kaynaklıdır.

   bb) Kullanım Ödüncü (Ariyet) Sözleşmesi : Para vermeden alıp kullanıp geri verme sözleşmesidir. Ariyet sözleşmesi, ivazsız bir sözleşmedir. Şekle tabi olmadığı gibi sözlü de yapılabilir. 

   cc) Tüketim Ödüncü ( Karz) Sözleşmesi : Ödünç verenin bir miktar şeyi daha sonra alması üzerine bir sözleşmedir.

   c) İş Görme Amacı Güden Sözleşmeler : Birinin bir ediminin konusunu insanın emeğinin karşılığını teşkil eder. 

   aa) Hizmet Sözleşmesi : İşçinin iş yapmasının karşılığında işverenin ücret ödemesidir. Bedeni, fikri, hem bedeni hem fikri nitelikte bir iş olabilir. 

   bb) Eser Sözleşmesi : Şekle tabi değildir, sözlüde yapılabilir. İki tarafa da borç yükleyen bir sözleşmedir . Örneğin bir mimarın  plan çizmesi, marangozun masa yapması gibi.

  cc) Yayım Sözleşmesi : Fikir , sanat eseri sahibinin veya halefinin o eseri yayımlatmak için yayımcı ile anlaşmasıdır. 

  dd) Vekalet Sözleşmesi : Vekilin vekalet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmelerdir. Şekle tabi değildir, sözle de yapılabilir. İvazlı ve ivazsız olabilir. Avukatlar ile yapılan yazılı olmak zorundadır her zaman tek taraflı olarak sona erdirilebilir. Vekalet verenin sona erdirmesine azil , Vekilin sona erdirmesine istifa denir.

  d) Muhafaza( Saklama) Amacı Güden Sözleşmeler : Güvenli bir yerde koruma altına alınan bir sözleşmedir.

  e) Teminat Amacı Güden Sözleşmeler : Bir diğer adı ile Garanti altına almayı teşkil etmektedir.

- Kefalet Sözleşmesi : Kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmelerdir.

 f) Talih ve Tesadüf Sözleşmeleri : 

  aa) Kumar ve Bahis : Bunlardan dolayı dava açılamaz ve takip yapılamaz. Kumar için verilen senette geçersizdir.

  bb) Ömür boyunca Gelir Sözleşmesi : Gelir borçlusunun gelir alacaklısına, içlerinden birinin veya üçüncü bir kişinin ömrü boyunca belirli dönemsel edimlerde bulunmayı üstlendiği sözleşmelerdir. Yazılı yapılması şarttır.

  cc) Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi : Bakan kişi ölünceye kadar bakar ve bakılan mağdurluğunun bir kısmını ölünce bakana devreder. Resmi sözleşmedir → Miras Sözleşmesi

g) Ortaklık( Şirket) Sözleşmeleri ; Adi Ortaklık : Birden fazla kişinin ortak bir amacı gerçekleştirmek için emek ve sermayelerinin bir araya getirmeleridir. ( Ortaklık )

- Adi Ortaklık : 2 ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.

    
     B. Haksız Fiilden Doğan Borçlar 

  Haksız Fiil → hukuka aykırı olan ve başkalarına zarar veren davranışlardır.


  1. Haksız Fiil Sorumluluğunun Şartları :

 Verilen zararı tazmin etmekle yükümlü olunması durumudur.

  a) Fiil : İnsan fiili  (öz davranışı) insanın bir şey yapmaya veya yapmamaya yönelik bilinçli bir hareket tarzıdır.

  b) Zarar : Haksız fiil zorunluluğundan bahsedilmesi için zararın meydana gelmiş olması gerekir. Bu zarar ya maddi zarar olmalıdır ya da manevi zarar olmalıdır.

  c) Nedensellik Bağı : Fiil ile zarar arasında nedensellik bağı vardır.

  d) Kusur : Hukuk düzeninin kınadığı, hoş görmediği davranış biçimine denir.

  aa) Kast : Hukuka aykırı sonucun fail tarafından bilerek istenmesidir.

  bb) İhmal : Hukuka aykırı sonucu istemekle birlikte, bu sonucun doğmaması için gerekli dikkat ve özeni göstermektir.

  Kusursuz Sorumluluk ; Kusuru olmayan kişinin sorumluluğu yokturdur. Ama bazı halllerde, birinin kusuru olmasa dahi ortaya çıkan zarardan sorumlu tutulabilinir. Buna bizler kusursuz sorumluluk adını vermekteyiz. Kusursuz sorumluluğun hallerini incelediğimiz taktirde sizlerin daha iyi bir şekilde kavrayabiliceğ kanaatindeyim.

  Kusursuz Sorumlulk Halleri ;

⛤ Ayırt etme gücünden yoksunluk durumunda kişinin verdiği zararın, tamamen ya da kısmen giderilmesine karar verilir. Bizler buna hakkaniyet sorumluluğu demekteyiz.

⛤ Adam çalıştıran, çalışanının başkasına verdiği zararı tazminle yani gidermekle yükümlüdür. Bizler buna özen sorumluluğu demekteyiz.

⛤ Hayvan bakan kişi, baktığı hayvanın verdiği zararı üstlenmek zorundadır. Bizler buna yine özen sorumluluğu demekteyiz.

⛤ Bina veya başka bir şey yaptıran kişi, yapılan bozuklukları ve eksiklikleri gidermek zorundadır. Buna da yine özen sorumluluğu adını vermekteyiz.

⛤ Önemli bir tehlike arz eden işletmenin faaliyetinden doğmuş olan zarardan işletme sahibi varsa işleten sorumludur. Bunaysa sevgili arkadaşlar tehlike sorumluluğu diyoruz.


  e) Hukuka Aykırılık : Doktrinde, kişilerin mal ve şahıs varlıklarını korumaya yönelik emredici hukuk kurallarına aykırılık denir.  Çoğunlukla mutlak hakkın ihlali şeklinde ortaya çıktığını bu zamana kadar ki araştırmalarımız sonucu gördük. Mesela arkadaşlar birisinin öldürülmesi yaşama hakkının elinden alınması.
Ancak bazı hallerde bir davranış, bir başkasına zarar verebilir ama bu aynı zamanda hukuka aykırılık da teşkil etmeyebilir. Bunaysa hukuka uygunluk sebepleri demekteyiz.Bunlar ; Meşru Müdafaa olabilir , zaruret hali olabilir , bir hakkın kullanılması veya mağdurun zarara öncesinde razı olması olabilir.


   2. Haksız Fiil Sorumluluğunun Sonucu , Zararın Tazmini : 

 Haksız fiil sorumluluğunun sonucu tazminattır. Maddi tazminatın kendi içinde ikiye ayrıldığını söyleyebilirz. Ve şimdiyse bunu inceleyeceğiz.

a) Aynen Tazmin ; Zarara uğrayanın malvarlığını zarardan önceki durumuna geri getirmektir.

b) Nakden Tazmin ; Malvarlığında zarara uğrayan kişinin zararının, zarar veren tarafından para ile giderilmesidir.

Sevgili arkadaşlar şunu bileyim ki tazmin şeklini bizler dava açarak talep edemeyiz. Bizler ancak tazmin talebinde bulunabiliriz. Tazminatın şeklini hakim belirlemektedir. Aynı zaman da eğer hakim nakden tazminata zarar vereni tazmin etmekle yükümlü kılacak ise yeterli ğördüğt miktarı da belirmek ile yükümlüdür.

     C. SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMEDEN DOĞAN BORÇLAR

  Birinin haklı sebebi olmaksızın başka bir kimsenin aleyhine zenginleşmesi durumuna bizler sebepsiz zenginleşme demekteyiz.
Eğer sebepsiz zenginleşme söz konusuysa . Konu sahibi olan sebepsiz zenginleşen kişinin zenginleşmeyi mağdur ettiği kişiye iade etme yükümlülüğü vardır. Sebepsiz zenginleşmenin varlığının söz konusu olması için (şartları) ; biri zenginleşmeli, diğer kişi fakirleşmeli , zenginleşme ve fakirleşme arasında nedensellik bağı olmalı ve zenginleşmenin haklı bir sebebe dayanmaması gerekmektedir.
Eğer arkaraşlar zenginleşen fakirleşene geri verme yükümlülüğünü yerine getirmiyor ise fakirleşen zenginleşen tarafa sebepsiz zenginleşme davası açabilir.

25 Nisan 2017 Salı

HUKUKTAKİ TEMEL KAVRAMLAR-4





 Bölüm 10 : MÜEYYİDE KAVRAMI

     Daha öncesinde de hukuk kurallarının bir insan davranışı olduğunun üzerinde durduğumuzu hatırlarsınız. Hukuk kuralları, konusunu oluşturan insan davranışının yapılmasını veya yapılmamasını kişilerin isteğine bırakmaz. Hukuk kurallarının emrettiği veya yasakladığı insan davranışı muhattapları için zorunludur. Bu zorunluluk, bağlayıcılık, hukukta "müeyyide"(yaptırım, sanction) ile sağlanır. 


  • Yani sevgili okurlarım buradan şunu çıkartmak gerekir, hukuk kurallarına uyulmasının nihai nedeni müeyyidedir.
  • Kişi ya hukuk kurallarına uyar ya da müeyyideye maruz kalır.
Bizlerde bu bölümümüzde  hukuk kurallarının müeyyidesini göreceğiz. Şimdi müeyyidenin tanımı ile öğrenmeye başlayalım.

Müeyyide, bir hukuk kuralının ihlaline tepki olarak gösterilen ve hukuk düzeni tarafından öngörülen cebirdir.


            1. MÜEYYİDE ÇEŞİTLERİ

         A. ÖZEL HUKUK MÜEYYİDELERİ 

  Burada başlıca özel hukuk müeyyide çeşitlerinin üzerinde duracağız.


  • CEBRİ İCRA , Bir borç ilişkisinde, borcunu rızasıyla yerine getirmeyen borçlunun, devlet gücü aracılığı ile bu borcunu zorla yerine getirmesini sağlayan bir müeyyide çeşididir. Özel hukuk ilişkilerinden kaynaklanan yükümlülükler genelde icra daireleri tarafından icra ve iflas kanununun öngördüğü usullere göre cebren icra edilir.
  • TAZMİNAT , Bir kimsenin hukuka aykırılık teşkil eden kusurlu bir davranışı sonucunda başkasına verdiği zararın o kişiye ödettirilmesidir. Tazminat birinci olarak, kendisine " haksız fiil" dediğimiz hukuka aykırı zarar verici davranışlardan doğabilir. İkinci olarak, tazminat sözleşme şartlarına uyulmasından da doğabilir.
  • GEÇERSİZLİK,  Hukuki işlemin kanunun aradığı koşullara uyulmadan yapılması geçersizlik sonucunu doğurur.
Geçersizlik koşulunun ayrıca iki önemli başlığı daha vardır bunlar;

   - YOKLUK : Bir hukuki işlemin kanunun öngördüğü kurucu unsurlarından en az birine uyumaması halinde o işlemin oluşmamış sayılmasıdır.  Hukuken hiç doğmamış, olmamış sayılır.

   - BUTLAN : Bir hukuki işlemin baştan itibaren hukuki sonuçlarını meydana getirmemesi veya sonradan da geçerli kılınmaması demektir.

Butlan da kendi içinde iki önemli başlık barındırır. bunlardan birincisi mutlak butlandır, ikincisiyse nispi butlandır.

           ⇒ Mutlak Butlan : Bir hukuki işlemin, kanunun öngördüğü kurucu unsurlaru bulundurmakla birlikte, kanunun emredici hükümlerine aykırı olmasıdır. Örneğin, amca ve yeğen evliliği

          MUTLAK BUTLAN ve YOKLUK ARASINDAKİ FARK ?

     Yokluk ile sakat bir işlem, hukuken hiç doğmamış, hukuk aleminde hiç olmamış sayılır. Mutlak butlan ile malül bir hukuki işlem meydana gelmişse , hukuk aleminde doğmuştur, ama geçersizdir.
Örneğin ; Yoklukta bebek hiç doğmamıştır. Mutlak butlan da  ise bebek ölü doğmuştur.

         MUTLAK BUTLANIN ÖZELLİKLERİ 

      Mutlak butlan herkes tarafından ileri sürülebilir.
      Bir hukuki işlemin mutlak butlan ile malül olduğu yolundaki iddia zaman aşımına uğramaz.
      Hakim butlanı re'sen göz önüne alır.
      Mutlak butlan sebebinin ortadan kalkması dahi, baştan mutlak butlan ile sakat olan işlemi geçerli hale getirmez.
      Tarafların sonradan anlaşmaları halinde de mutlak butlan ile sakat olan hukuki işlem geçerlilik kazanmaz.

          ⇒ Nispi Butlan : Başta geçerli olan bir hukuki işlem, taraflardan birinin onun iptalini istemesiyle geçersiz hale gelmektedir.

İptal istemi 6 aylık süre zarfı içinde mutlaka istenmelidir.

       B. KAMU HUKUKUNUN MÜEYYİDELERİ 


  • CEZAİ MÜEYYİDELER (CEZA HUKUKU MÜEYYİDELERİ)
  Örneğin : ağırlaştırılmış müebbet hapsi veya müebbet hapis, süreli hapis cezaları veya adli para cezası da birer cezai müeyyide çeşitleridir.


  • İDARİ MÜEYYİDELER (İDARE HUKUKU MÜEYYİDELERİ) 
 - ÖZEL KİŞİLERE KARŞI MÜEYYİDELER ;

Müeyyidelerini kural olarak, mahkemeler değilde idare verir.
İdare hürriyetten mahrum edici nitelikte idari müeyyide uygulayamaz.
Örneğin : İdari para cezası, mülkiyetin kamuya verilmesi, el koyma, yıkım, sürücü belgesinin geri alınması, iş yerinin kapatılması, barodan kaydın silinmesi, meslek ve sanat icrasından men, izin veya ruhsatın geri alınması gibi müeyyideler vardır.

- İDAREYE KARŞI MÜEYYİDELER ;


        Yokluk : İdare, bazen hukuka çok ağır bir şekilde aykırı işlemler yapabilir. Bu gibi durumlarda idare mahkemesi, idarenin yaptığı işlemin " yokluk" ile malül olduğunu, yok hükmünde olduğunu kabul eder.

        ⇒ İptal : Hukuka aykırı olan bir idari işlemin geçersizliğinin bir mahkeme tarafından tespit ve ilan edilmesidir.

İptal davası açılması gerekir .
     
       ⇒ Tazminat : İdarenin kişilere verdiği zararı ödemesi de gerekir. Burada  verilen müeyyideye de tazminat denmiştir.

Yalnızca şöyle bir şekil şartı vardır ki tazminat talep etmenin olu bir Tam yargı davası açmak gerekir.


Bölüm 11 : KİŞİLİK KAVRAMI 

     Sevgili okurlar kişilik kavramını kavrayabilmek amacıyla önce genel anlamda kişi kavramının ne olduğunu bilmemiz daha sonrasında da kişilik kavramının ne anlam teşkil ettiğini öğrenmemiz gerekir. Kişi olmanın bazı koşulları vardır elbette bunları beraber çalıştıktan sonra kişilik kavramını tam olarak sizlerin affına sığınarak öğrendiğim gibi öğretebileceğimi düşünüyorum .

Kişi, hukukta hak ve borçlara sahip olabilen varlıklardır.

Kişilik ise Kişiye bağlı ukukça, korunun değerlerin bütünü anlamını teşkil etmektedir.

Kişi olmanın bazı sonuçları vardır ;

  • Kişiler irade açıklayabilirler.
  • Kişiler, hukuki işlemle yapabilirler.
  • Kişiler mal varlığına sahip olabilirler.
  • Kişiler hak ve borç altına girebilirler.
  • Kişiler sorumluluk sahibidir.
  • Kişiler mahkemeler huzurunda davacı ve davalı olabilirler.


                1. GERÇEK KİŞİLER (İnsanlar )

          A. KİŞİLİĞİN BAŞLANGICI VE SONA ERMESİ 

      1. GERÇEK KİŞİLİĞİN BAŞLANGICI : Tam ve Sağ Doğma

  Gerçek kişilik, çocukğun sağ olarak tamamıyla doğduğu sandan itibaren başlar.

      2. GERÇEK KİŞİLİĞİN SONA ERMESİ : Ölüm ve Gaiplik

  Ölüm,  normal olarak gerçek kişilik ölüm ile sona erer. Öldüğü ölüm karinesi ve nüfus sicilindeki kayıtlarla .
Ölüm karinesi,  ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolan ve cesedi bulunamayan kişinin ölmüş olduğunun varsayılmasıdır.
  Gaiplik, ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar verebilir. Gaipliğine karar verilmesi için en az bir yıl geçmesi gerekir. Kişinin kendisinden uzun zamandan beri haber alınamaması halidir ve son haber tarihinden itiberen en az beş yılın geçmiş olması gerekir. Gaipliğine karar verilen kişi ölmüş gibi işlem görür, mirası mirasçılarına geçer , evliliği fesh olur.

             B. KİŞİNİN EHLİYETLERİ 

     1. HAK EHLİYETİ :

Kişilerin haklara ve borçlara sahip olabilme yeteneğidir. Tam ve sağ doğmaktan başka bir şartı yoktur. Pasif bir ehliyettir.

    2. FİİL EHLİYETİ :

Bir kişinin kendi fiilleriyle haklar kazanabilme ve borç altına girebilme yeteneğidir. Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir. Fiil ehliyetine " medeni hakları kullanabilme ehliyeti" de denilir.

       İçeriği ;

  • Hukuki işlem yapma ehliyeti ; Kişinin belirli hukuki sonuçlar doğurabilmek amacı ile hukuken geçerli olarak irade açıklayabilmesidir. İki taraflı hukuki işlemlere sözleşme denilir. Sözleşme yapabilme yeteneğine " sözleşme ehliyeti" denir. Bu fiil ehliyetinin önemli bir parçasını ifade etmektedir.
  • Haksız fiillerden sorumlu olma ehliyeti ; Bir kişinin hukuka aykırı filleriyle başkasına verdiği zararları tazmin etmekle yükümlü tutabilme yeteneğidir.
  • Dava ehliyeti ; Bir şahsın mahkemede davacı veya davalı sıfatı ile yemin, ikrar, sulh, feragat, kabul gibi usul hukuku işlemlerini yapabilme ehliyetidir.


       Şartları ;

  • Ergin olmak ; 18 yaşını doldurmuş olmak, yani 19' dan gün almış olmak. Genel kural budur, ancak iki istisnası vardır. 
 - Bir kere evlenme kişiyi reşit kılar. Buna evlenme yolu ile reşit olma da denmektedir.

- 15 yaşını doldurmuş küçük, kendi isteği ile ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir. Buna da hakim kararı ile erginlik denmektedir. Hukuk dilinde reşit olmayanlara küçük denir.

  • Ayırt etme gücüne (temyiz kudretine ) sahip olmak ; Akla uygun biçimde davranma yeteneğidir. Yaşının küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biri ile akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkese, kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir. Ayırt etme gücünden yoksun olanların fiil ehliyetleri yoktur, borç ve hak altına giremezler. Ayırt etme gücüne sahip olanlara mümeyyiz denmektedir. 
  • Kısıtlı olmak ; Belirli sebeplerin varlığı halinde bir kişinin fiil ehliyetinden kısmen veya tamamen mahrum edilmesi demektir. Bu sebepler ;
              Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı
              Savurganlık
              Uyuşturucu madde bağımlılığı
              Kötü yaşam tarzı
              Kötü yönetim
              Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkum olma
              Kişinin kendi isteği ile ( İstek üzerine kısıtlılık İhtiyari hacir denir.) Yaşlılık, deneyimsizlik,          ağır hastalığı gibi durumların ispat edilmesi gerekir.

         Fiil ehliyeti bakımından kişilerin sınıflandırılması ;

  • Tam ehliyetliler ; Ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlanmamış kişilerdir. Kendi fiilleriyle her türlü hakkı kazanabilir ve türlü borç altına girebilirler.
  • Sınırlı ehliyetliler (Kendisine yasal danışman atanmış kişiler ) ; Aslında tam ehliyetsizdirler, ayırt etme gücüne sahip, ergin olup, kısıtlı değillerdir. Korunmaları bakımından fiil ehliyetlerinin sınırlanması gerekli görülen ergin kişilerdir.
  • Sınırlı ehliyetsizler ; Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar ; yani arkadaşlar mümeyyiz mahcurlardır. Haksız fiillerinden sorumludurlar ama borç altına giremezler.
  • Tam ehliyetsizler ; Ayırt etme gücünden yoksun olan kimselerdir. İyiyi kötüden ayırt edemezler . Kendi başlarına hukuki işlem yapamazlar . yaptıkları işlem hukuken geçerli olmayacaktır.


                        2. TÜZEL KİŞİLER 

        Belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız bir varlık şeklinde örgütlenmiş, haklara ve borçlara sahip olabilen kişi ve mal topluluklarıdır.
  - Tüzel kişi, yetkili karar organları aracılığıyla iradesini açıklayarak hak ve borç altına girebilirler.

               A. ÖZEL HUKUK TÜZEL KİŞİLERİ 

    Özel hukuka tabi olan tüzel kişileridir.

            Özellikleri ;

  • Gerçek kişilerin serbest iradeleri ile kurulurlar ve yine bu şekilde de sona ererler. 
  • Gerçek kişilerle eşittirler ancak kamu gücüne sahip değillerdir, iradelerini empoze edemezler.
  • Kar elde etmek, hayır yapmak gibi yararları geçekleştirmek için faaliyete geçerler. 

           Türleri ; 

  • Kişi topluluklar ; Kişilerin belli bir amaç doğrultusunda bir araya gelmesi ile oluşan tüzel kişilerdir. Asli unsurları insanlardır.


  1. Dernekler ; Gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli bir ortak amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirme suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip topluluklardır. Kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülki amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar. Buna bildirim sistemi denir. Genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu olmak üzere üç tane organı vardır. 
  • Genel Kurul ; Derneğin en yetkili organı, derneğe kayıtlı üyelerden oluşur.
  • Yönetim Kurulu ; 5 asıl, 5 yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda üyeden oluşur. 
  • Denetim Kurulu ; 3 asıl, 3 yedekten az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda üyeden oluşur. Denetleme sonuçlarını bir raporla yönetim kuruluna ve genel kurula sunar.
        Sona Erme ;
  • Kendiliğinden Sona Erme ; Dernek, tüzel kişiliğinin ortadan kalkmasıdır. Yönetim kurulunun oluşturulmasının olanaksız hale gelmesi veya olağan genel kurul toplantısının 2 defa üst üste yapılmaması durumunda dernek kendiliğinden sona erer. Buna infisah denir.
  • Derneğin Kendiliğinden Fesih Edilmesi ; Derneğin genel kurulunun fesih kararı alması durumunda dernek sona erer. Buna derneğin kendi kendini feshetmesi de diyebiliriz. 
  • Mahkeme Kararı İle Fesih ; Derneğin amacı, kanuna veya ahlaka aykırı geliyorsa, Cumhuriyet savcısının ya da ilgilinin istemi üstüne mahkeme ile derneğin feshine karar verilebilir.
       
       
       2. Şirketler ; İki veya daha fazla kişinin ortak bir iktisadi amaca erişmek için emek veya                      mallarını sözleşme ile birleştirmek şartıyla meydana getirdikleri topluluktur. Tüzel kişiliğe sahip        şirketler, "ticaret şirketleri" dir. 
  • Kolektif Şirket : Ticari bir işletmeyi, bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla, gerçek kişiler arasında kurulan ve ortaklarından hiçbirinin sorumluluğu şirket alacaklarına karşı sınırlamamış olan şirkettir. Ticaret siciline tescil anında tüzel kişilik kazanır. 
  • Komandit Şirket : Ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacı ile kurulan, şirket alacaklarına karşı ortaklardan bir veya bir kaçının sorumluluğu sınırlandırılmamış olan diğer ortak veya ortakların sorumluluğu belirli bir sermaye ile sınırlandırılmış olan şirketlerdir. Sorumluluğu sınırlı olmayanlara → komandit şirketler denir.                                                 Sorumluluğu sınırlı olanlara → komanditer şirketler denir. Komandit şirketlerin gerçek kişi olmaları gerekir. 
  • Anonim Şirket : Sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız mal varlığı ile sorumlu bulunan şirketlerdir. Pay sahipleri, taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile ve şirkete karşı sorumludur. Sermayesinin en az 50.000 TL olması gerekir. Gerçek ya da tüzel kişi tarafından kurulabilir. Çok ortak olması mümkün. Sermaye hisselere bölünmüştür. Hissenin karşılığı olarak hisse senedi çıkarılır. Senetler borsada alınıp satıla da bilir. 
  • Limited Şirket : Bir veya birden fazla gerçek veya tüzel kişiler tarafından ticaret unvanı altında iktisadi maksat ve konular için kurulan, ortaklarının sorumluluğu, koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı olan ve esas sermayesi belirli olan şirketlerdir. Ortak adedi en az 1 en çok 50 olmalıdır. Esas sermaye en az 10.000 TL olmalıdır. Kuruluş için Bakanlık iznine gerek yoktur. Tek ortaklı limited şirket haline dönüştürülmesi izin verilmektedir.
  • Sermayesi Paylara Bölünmüş Komandit Şirket : Ortaklardan bir kaçı alacaklılara karşı kolektif şirket ortağı gibi sorumlu olan şirketlerdir. Kolektif ortaklara → komandite ,                   Anonim ortaklara → komanditer ortaklar denmektedir. Kurucuların en az beş kişi olması ve en az bir ortağın sınırsız sorumlu olması gerekir. Kuruluş için ticaret bakanlığının izni gerekmez . tüzel kişilik ticaret siciline tescil ile olur.
  • Kooperatifler : Tüzel kişiliği haiz olan ortaklarının ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek ve geçimlerine ait ihtiyaçlarını iş gücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle korumak amaçlı tüzel ve gerçek kişiler tarafından, değişir ortak ve değişir sermaye ile kurulan ortaklıktır. Gümrük ve Ticaret Bakanlığının izni gerekmektedir. 


  •  Mal Toplulukları ( Vakıflar ) : Gerçek, tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır. Resmi senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Yerleşim yeri mahkemesi rezdin de tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır.Vakıf ölüme bağlı tasarrufa dayanıyorsa ilgililerin veya vasiyetnameyi açan sulh hakiminin bildirimi üzerine yada Vakıflar Genel Müdürlüğüne re'sen yapılır.Vakfın bir tane zorunlu organı vardır. Oda Yönetim Organıdır. Yönetim Organı birkaç kişiden veya tek kişiden oluşur.
    • Vakıf senedinde önemli gördüğü organları ekleyebilir.Buna seçimlik organ denir.Vakıflar; Vakıflar Genel Müdürlüğüne ve üst kuruluşlar tarafından denetlenir.Amaç olanaksız hale gelir,değiştirilmesinde de olanak bulunmazsa vakıf kendiliğinden sona erer ve mahkeme kararıyla sicilden silinir.Cumhuriyet başsavcısının başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılır.
  • Kamu Hukuku Tüzel Kişileri 
      Kamu hukukuna tabi olan tüzel kişilerdir.
  • Kamu Hukuku Tüzel Kişileri - Özel Hukuk Tüzel Kişileri ; Özel hukuk tüzel kişiler,gerçek ve tüzel kişilerin serbest iradeleriyle kurulurken,Kamu tüzel kişileri devlet tarafından kanun veya kanunun verdiği yetkilerle idari işlemlerle kurulur. Özel hukuk tüzel kişiler, birbirleriyle eşit durumdadırlar.Kamu tüzel kişileri,özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerden üstün konumdadırlar.Kamu hukuku tüzel kişileri kamu gücü ayrıcalıklarından yararlanırlar.Özel hukuk tüzel kişileriyse özel yargıları gerçekleştirmek için faaliyette bulunurlar. Kamu hukuku tüzel kişileri ise kamu yararına faaliyette bulunurlar.

             Kamu Tüzel Kişiliğini Türleri
  1. Kamu Topluluğu Şeklindeki Kamu Tüzel Kişileri : Kamu İdareleri
         Kamu topluluğu şeklindeki kamu hukuku tüzel kişilerine kamu idareleri denir.

       a) Devlet (Merkezi İdare): Başkent teşkilatı Cumhurbaşkanı ve Başbakandır, Bakanlar Kurulu Bakanlar ve Bakanlıklardır. Taşra teşkilatı il,ilçe,bucaktır.İlin başında Vali, İlçenin başında Kaymakam, Bucağın başında Bucak Müdürü vardır.
       
       b) Mahalli İdareler(Yerel Yönetimler) : Belirli yerlerde yaşayan insan topluluklarına tüzel kişilik tanınmıştır. İl , belde,köy gibi belli yerlerde oturanların yerel ve ortak ihtiyaçlarını karşılamak,merkezi idarenin dışında devletten ayrı tüzel kişilikleri bulunan belli özelliklere sahip organları mahalli seçimle iş başına gelen kamu kuruluşlarıdır. 
Üç tane mahalli idare vardır;
aa) İl özel idaresi: İl sınırları ile çevrili bir coğrafi alanda yaşayan insanların kaynaklı ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yer yönünden yerinden yönetim kuruluşudur. 51 adet il özel idaresi vardır. Başında valiler bulunur.Karar organları halk tarafından seçilen il genel meclisidir.
bb) Belediyeler : Belde sakinlerinin ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile kurulan, karar organı seçmenler tarafından seçilen idari, mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişisidir.Belediye olabilmek için köy nüfusunun 5000 kişinin üstünde olması gerekir. Belediyelerin 3 organı vardır. Belediye Meclisi,belediye encümeni ve Belediye Başkanıdır. Belediye meclisi ve Belediye Başkanı halk tarafından seçilir.
cc) Köy : Nüfün 150 kişiden fazla 2000 kişiden az olan yerleşim yerlerinde kurulan kamu tüzel kişisidir. 3 organı bulunmaktadır.Köy derneği(Köydeki tüm seçmenlerden oluşur),köy ihtiyar meclisi,muhtar.İhtiyar meclisi ve Muhtar köy halkı tarafından seçimle belirlenir.



       2.Mal Topluluğu Şeklindeki Kamu Hukuku Tüzel Kişisi : Kamu Kurumları

        Devlet tarafından belli bir mal varlığını, belli bir kamu yararı amacının gerçekleşmesine tahsis etmesi suret etmesiyle kurmuş olduğu kamu tüzel kişileridir.
      
      a) İdari Kamu Kurumları : Devletin yürütmekle görevli olduğu klasik kamu hizmetlerini gördürmek için kurduğu kamu kurumlarıdır. Örneğin ; Karayolları Genel Müdürlüğü.

     b) İktisadi Kamu Kurumları : Ticaret,sanayi,madencilik,tarım ve bankacılık gibi ekonomik faaliyetlerde bulunmak için kamu sermayesi veya kamu sermayesi katkısıyla kanun veya kanunun verdiği açıkça verdiği yetkiye dayanarak idari işlemlerle kullanılan ve işletilen tüzel kişilerdir.Örneğin ; Ziraat Bankası

     c) Sosyal Kamu Kurumları  : İnsanların sosyal güvenlik, çalışma, sağlık,emeklilik gibi sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuş bulunan kuruluşlardır. Örneğin SGK.

     d) Bilimsel,Teknik ve Kültürel Kamu Kurumları : Bilim,kültür,sanat,teknik,yüksek öğrenim alanında faaliyet gösteren kamu kurumlarıdır. Örneğin; TÜBİTAK.

     e) Düzenleyici ve Denetleyici Kamu Kurumları : Bağımsız İdari Otoriteler ; Sermaye piyasası,rekabet, radyo ve televizyon yayıncılığı,bankacılık gibi kurumsal yaşamın hassas alanlarında düzenleme ve denetleme görevini yerine getiren,devlet yerine icrai karar alma yetkisine sahip, bağımsız ve kamu tüzel kişiliğine sahip nitelikteki kuruluşlardır. Örneğin; RTÜK.

     f) Kamu Kurumu Niteliğinde Meslek Kuruluşları : Belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetleri kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlerine uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbiriyle ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak için disiplin ve ahlakı sağlamak amacıyla kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı yönetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzel kişileridir.Örneğin; Barolar,Tabip Odaları,Diş Hekimi Odaları,Veteriner Odaları,Ziraat Odaları, Ticaret ve Sanayi Odaları.